19 Eylül 2012 Çarşamba

Pirinçler Olmaya Başladı

Sabah erkenden kalkarak Kırkdilim Mevkii'nin bu yollarını geçerek Osmancık'a pirinç tarlama gittim.  
Kızılırmak deltasındaki verimli pirinç tarlalarının bereketini gördüm, pirinçler ekilip başaklarının suyun üzerine çıktıklarını yazmış, görüntülemiştim.  
Köprünün üzerinden tarlaların görüntüsü. 
Sol taraftaki aşısız badem ağacından başlayarak ilerideki top ağaca varmadan biraz bu taraftaki Çeltiklerimi (7 dönüm) görüntüledim.  
Pirinç olmadan bu haline çeltik deniyor. Fabrikaya gidip işlenip çeltik kabuktan ayrıldıktan sonra pirinç halini alıyor. Biçer-döver sapları ayırdıktan sonra 3-5 gün Ova'da kuruyacaklar. Ova dediğimiz yerin de daha önce fotolarını koymuştum. Ova'da yaşam ayrı bir güzel oluyor, Cuma akşamı marabamla ovaya gideceğim, birazda ovada kalacağım. 
Devlet Karayolları dubleks yollar yapmak, barajlar açmak uğruna Osmancığın çeltik alanlarını her ne kadar yok etse de bu sene her şeye inat çeltikler her zamankinden bol ve gür oldu. 
Tarlalardan suları yavaş yavaş çekmeye, gelen suların yönlerini değiştirmeye başladık. Biçer-döver makineleri suların boşalmasından sonra bu hafta içerisinde tarlalara girmeye başlayacak. Yakın yerlerde Biçer-döverler çalışmalarına başladılar. 
Aldığım numuneler mahsulün gayet iyi olduğunu göstermekte. 
Mukayese edebilmek için geçen seneki pirincimle şimdiki çeltik başaklarını yan yana koydum.

16 Eylül 2012 Pazar

AYŞE'Yİ YOLCU ETTİM

Ayşe'yi yolcu ettik.

Pazartesi günü  Ankara Üniversitesi'nin açılacağından dolayı bu gün Pazar günü, saat 13.00'de Ankara'ya yolladık. Ankara'da Ayşe'yi karşılayacak olan amcaları, dayıları ve kuzenleri mevcut, kendisini AŞTİ'den alacaklar. 
Biraz ağlamaklı olan ve bariz bir şekilde de ağlayan Ayşe'ye; "Burada ağlama, bin otobüsüne Ankara 3-4 saat, otobüste Ankara'ya gidene kadar ağla." diyerek teselli ettikten sonra gelenek icabı otobüs garajlardan çıkana kadar el salladık.

Şimdilik bir şey demiyorum. Yolun açık olsun Ayşe...

Ben Cuma günü yola çıkarak bazı yerlere gidecektim, arabamın servisten geç çıkmasının ve Ayşe'nin Pazar günü yolcu edileceğini unutmamdan dolayı planlarımı ertelemiştim.

Bu hafta içerisinde yeni bir plan hazırlayacağım kendime.  

14 Eylül 2012 Cuma

Yüzük...

Bu gün arabamı KLİNİK isimli özel servise bıraktım. Nedeniyse, akşama Merzifon'a oradan rahmetli babaannem (Çerkezdir kendileri) Cemile BOZKURT'un köyü Tavşandağı'na oradan Dlr'mın yanına Nevşehir'e oradan da yolların beni götüreceği yerlere gitmem için arabama bakım yaptırmak istedim. "Şunun sağına soluna bakın" demiştim, (Arabayı aldığımdan beri bakım yaptırmamıştım araba bakımlıydı zaten.) Onlarda sağı solu bırak, 4 ana yön arası karayel, keşişleme, poyraz, lodos her yerine bakmışlar ve bir ton parçanın değişmesi gerektiğini, bir çok paranın da harcanması gerektiğini söylediler, kafam da biraz iyiydi zaten, eski görevlerim, şimdiki olaylar aklıma geldiğinden;

"Gereğini yapın!, Gözaltı başlasın!" dedim. Servisçiler beni istediğim yere nokta hedef olarak Elvan abimin dükkanına bıraktılar.

Birde ne göreyim, sabah erkenden çıkarken sol elimin serçe parmağıma taktığım yüzüğüm yok, aceleyle evden çıkarken takmayı unutmuşum. Bir boşluk hissettim, bir uğursuzluk gibi bir şey hissettim. O sırada da bu resmi görülen gümüş yüzük dikkatimi çekti, "Ver Elvan abi şuna bir bakayım." dedim.        
Eve geldim yüzüğümü taktım.
Elvan abi yüzüğü çıkarttı, sol elimin soldan ikinci parmağına uydu. "Kaç para bu Elvan abi?" dedim. Etiket fiyatı 65 Tl. idi. "30 lira ver." dedi.

"Abi, Aralık ayının 5'inde, 3 aylık maaşımı aldığımda ödeyeceğim." dedim. Ve çok hoşuma giden bir yüzüğü, boş kalmış sol elimin parmaklarına takarak, Çorum sokaklarından yürüyerek evime geldim.  

10 Eylül 2012 Pazartesi

Çorum Kent Ormanı

Okullar açılınca MHRMH ve Aydn görevli bulundukları ilçeye gittiler. Ben gene Şrf'yle yalnız kaldım.  
Akşam iş çıkışı malzemeleri alarak Şrf'yi beklemeye başladım. Şrf daha eve girmeden yola çıktık ve Samsun yolu üzerindeki Çorum Kent Ormanı'na geldik.  
Akşama doğru bizden başka bir aile daha vardı, biz büyükçe bir ceviz ağacının altındaki oturma bankına kurulduk.  
Yanımızda güzel bir çeşme vardı ama üç musluğunda suyu almıyordu. 
Hemen yanımızda akmayan bir dere üzerine kurulmuş kütüklerden yapılmış köprü. 
Köprünün yanında yağmurlu havalarda vatandaşların sığınması için yapılmış kapalı bir kamelya. 
Kent Ormanındaki Görevli Yeri ve görevlisi. "Çok şanslısın sen bekçi bey." dediğimde; "Sağol Hacı amca." dedi. Hacı'da olduk, belki de bekçi bey benden yaşlıydı ama bembeyaz sakallarım beni ondan yaşlı gösteriyor, Hacı görünümü veriyordu. yarın keseceğim sakalları.  
Bekçi beyin kulübesi, semaveri, çayı...
Bekçi bey kulübenin üzerine kuş yuvası da koymuş. 
Bu çeşme akıyordu Allahtan. Hacı amca kütüklerin üzerinde. 
Bir başka kamelya daha, her şey iyiydi de, çevrenin pisliği çok berbat bir görüntü arz ediyordu. Bu ne biçim iş, temiz olmayı öğrenemedik, oturduğun yeri temiz bırak be kardeşim. Çevrede çöp bidonları var, çöpü bidona atan yok.

9 Eylül 2012 Pazar

Dönüş...

Yaklaşık iki aydır bulunduğum köyümde yalnızlıktan sıkılarak Çorum'a dönmeye karar verdim. 
Sabah saat 05.30'da güneş doğmadan yola çıktım. 

Güzergahım; Marmaris-Muğla-Kale-Tavas-Denizli-Afyon-Polatlı-Ankara-Çorum. 
Sabahın ilk ışıklarında Kale-Tavas arasında bu dağ lokantasını buldum. Arabadan indiğimde köyden çıktığıma inanın çok üzüldüm. Hava çok serindi, hatta üşüyordum bile, aylardan beri ilk defa üşümüştüm. 
Datça-Marmaris, Marmaris-Sakar Geçidi ve Muğla Tavas arasındaki bu dağlık yolda sürat yapamadığımdan yollarda epey zaman geçirdim. Elimi yüzümü yıkamak için burada durdum. İyi ki de durmuşum çok orijinal bir yerdi burası. 

Keçeden yapılmış inek, eşek heykelleri vardı. Kedinin biri ineğin kuyruğuyla nasıl oynuyordu, o kadar hoşuma gitti ki, hemen koşarak arabadan Senjamin'i alarak görüntüledim. 
Burasını neden yapmışlar pek anlayamadım, o kadar çok otobüs alacak kapasitede de değildi, genelde benim gibi özel araçlar duruyordu burada. Gerçi şu anda benden başka kimseler yoktu. 
Bahçenin kenarlarına su yolları da yapmışlar, gerçekten dinlendirici bir yer, hele hele serinliği 10 numaraydı. Doyasıya üşümeye çalıştım. 
Soyluer Petrol Dinlenme Tesisleriymiş buranın adı. 
Yandaki dükkanlarda böyle kurutulmuş bir çok biber çeşidinin satıldığı dükkanlarda vardı.  
Saat 10.00 sularında mazot almak için durduğum Başmakçı ilçesi Afyonkarahisar'a bağlı olup 130 kilometredir. 

Benzincinin hemen yanındaki bu flamingo heykeli dikkatimi çekti.  
Az ilerideki Acıgöl'de flamingoları gözlemek için flamingo gözlemevi bile varmış, gerçi gitmeyi çok istiyordum ama gidemedim. Tek başına olunca insan bir yerleri görme, gezme hevesini de kaybediyor. 
Başmakçı'dan sonra hiç durmadan transit Afyon ve Ankara çevreyolunu geçtikten sonra köyümden çıktıktan 12 saat sonra 1.000 kilometrelik bir yol katederek Çorum'a geldim. Fotoğrafı da arabamın üzerine koyduğum Senjamin'le çekindim...

Senjamin beni topaç gibi çıkartmış, ben böyle kısa ve tıknaz değilim ki, neden böyle yapmış Senjamin? Bunu araştırmam, Bir bilene sormam lazım. 'Bir bilen' kendisini bildi mi acaba?

6 Eylül 2012 Perşembe

Can YÜCEL

Can YÜCEL hakkında çok şeyler yazıldı, çizildi, söylendi. Benim de bir katkım olması bakımından bu görselleri yapıştırıyorum. 

Can YÜCEL'in evinin bulunduğu sokağa Datça Belediyesi tarafından şairimizin adı verildi. Beyaz levha "Datça Güzel Mekan"larına verilen plaketlerdendir. Bu mekan 'Güzel' olarak seçildi.  
Şairimizin evinin girişindeki çalışma odasının kapısı. 
Çalışma odasının kapısına ailesi tarafından bu yazı konulmuştur. Daha önceleri Şairimizin odasına rahatlıkla girilip ziyaret ediliyordu, müze gibiydi o zamanlar.
Şairimizin yaşadığı evinin bahçesinde, mermer üzerine Can YÜCEL'in imzası...
Gene şairimizin bahçesinde bir mermer üzerine yazılı şiirlerinden bir mısra bulunmaktadır ve şöyle yazmaktadır:

"İÇİMDEKİ KARANLIĞI PATLATACAĞIM
VE BEYNİMİN EN ÖLÜMCÜL YAŞLARIYLA
AĞLAYA AĞLAYA
YEPYENİ BİR İNSAN
PIRIL PIRIL BİR CAN
BİTECEK TOPRAĞA...
CAN YÜCEL"
Şairimizin bahçesinde bir duvarda suluboya resmi, şiirlerinden birisi ve yerel gazetelerden hakkında çıkan makalelerden derlenmiş gazete kupürleri bulunmakta.  
Bu kısımda ise Can YÜCEL'in ölmeden önce içtiği ve yarım bıraktığı söylenen şarabı ile bardağı görülmekte. Bizim buralarda genelde "EVİN" şarapları içilmektedir. Rahmetli Arif amcamda hep evin şarapları içerdi.

Arif amcam öldükten sonra uzunca bir destan yazmıştım kendisi için, destandan bir mısra da şöyleydi,

"ARİF VARDI EVİNDE, EVİN'İDE ELİNDE..."

Bizler burada Can YÜCEL'in ölüm gününe "CAN YÜCEL ŞENLİKLERİ" deriz. Bazı bilmeyenler ve görmeyenler de bunu akademik bir sempozyum, etkinlik gibi bir şey olarak algılar. Zaten Can YÜCEL bu gibi ciddi kutlamaları sevmezdi, o hep köylüsüyle bir aradaydı, köylüsü diyorum evleri Eski Datça mahallesinde olduğu için.

Şenliklerde her sene bir şarap firması sponsor olur, genelde EVİN şarapları sponsor olurdu, şenliklerde bir kamyon dolusu şarap gelir herkese dağıtılır, herkes içerdi. İçtikçe şenlikler daha bir güzel kutlanırdı. Hep gelirdi, içerdi, eğlenirdi diye yazıyorum zira 3 yıldır bu şenliklere katılamadığım için şimdikileri göremediğim için böyle yazdım.

Şunu da yazmayı unutmayım, resimde görülen 70'lik şarabın bu günkü satış fiyatı 7 buçuk liradır...

Sokak Levhaları

Datça'da bu sene dikkatimi çeken şeylerden biride sokak levhalarıydı. Belediye erinmemiş her sokağın köşe başına Türk Edebiyat dünyasının ünlü isimleriyle, Dünya edebiyatının ünlülerinin isimlerini vermiş her sokağa. 
Sokak levhalarını ikiye bölmüş, önce sokağın ismini yazmış, sonrada yanına başka bir levhaya da bu ünlünün fotoğraflı özgeçmişiyle yazarın önemli eserlerinden birinden alıntılar yapmış. 
Tabelaları okuduğumda ehil ellerden çıktığını anladım. Özgeçmişler kelime hatasız, ufak bir levhaya sığacak kadar da sadeleştirilmişti. "Nasıl anladın?" diye sorarsanız malumunuz Mermercim Yavuz gibi kültürsüz olmadığını ilk anda sizlerde anlayacaksınız.   
Gerçi Yavuz'a da hak vermiyorum değil. O, ölülere mezar taşı yapan bir adam, ölü kalkıpta mezar taşıma ne yazmışlar diye bakacak hali yok, yaz gitsin zihniyeti yoktu Datça sokak levhalarında. 
Burada altı sokak levhasını yayınladım, fotoğraf çekerken meraklı bakışlardan rahatsız olduğum için daha fazla sokak tabelası fotoğrafı çekemedim. 
Her köşe başındaki evde kahvaltı zamanı olduğu için millet bahçesinde, balkonunda kahvaltı ederken benim fotoğraf çekmem de uygun değildi zaten. Müsait bir zaman kollarım belki dediğimde de iş işten geçmişti, adetimdir zaten her şeyi yarım bırakmak...