5 Ağustos 2012 Pazar

Bahçemdeki Knidos

Bu konuyu değerli Arkeoloğumuz Fermina D. Hanıma sunuyorum,

Datça'da uygarlık kurmuş olan bir zamanların şehir devletlerinden Knidoslular, zeytinyağı ve şaraplarını Akdeniz'deki diğer devletlere satarmış. Bunları gemilere koymak için dipleri sivri olan, ampfora denilen küplerle yaparlarmış.

Bu gün bahçemde etrafta çirkin bir görüntü yaratan taşları toplarken bazı çanak çömlek parçaları buldum. Knidoslular zamanından kalma parçalar. Belli ki Knidoslular benim bahçemde de oturmuşlar. Nereden nereye, 5 bin yıl sonra ben eski Knidosluların oturduğu bahçede oturuyorum.

Boş yere söylememişler, 'Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?' diye.   
İçlerinde bir parça vardı ki çok dikkatimi çekti. Ampforanın üzerine damgasını bile vurmuş Knidoslu vatandaş. o zamanlar bile alameti farika varmış, şimdinin TSE'si gibi.

Benim şimdiki bahçem belki de Knidosluların çöplüğüymüş, kırılan çanak çömlek parçalarını attıkları...

Abdullah BATIRLIOĞLU'nun Bahçesi

Abdullah BATIRLIOĞLU, yani Abdullah efeyi tanıtsınız, hakkında daha önceleri konularda açmıştım, Abdullah amca benim bahçe komşumdur.

Benim bahçenin yanındaki 7 dönümlük bahçe Abdullah amcama aittir. Resimmde Abdullah amcamın bahçesinden benim evin görüntüsü...
Burada Abdullah efenin kuyusu vardır, bu kuyu sayesinde burayı ekip dikmektedir. Köyün çeşitli yerlerinde arsaları olmasına karşılık tek kuyulu yeri burası olduğu için buraya kendisi ilgi göstermektedir.

Kuyuyu gençliğinde kendisi açmış, kazma ve küreklerle.
Abdullah Amca, bir bölümünü benim duvarımın yanına yaptı bahçesiyle limon ağacını sularken.
Buradaki bahçe zeytin ve çağla ağaçları ağrlıklıdır.
86 yaşındaki Abdullah amcam ben köyde olduğum sürece her sabah 07.00'de mutlaka bahçesini sulamaya gelir.
Burası da aşağıdaki bahçesi, asıl bahçeyi buraya yapmış.
Bu aşağıdaki bahçenin burasına havuz gibi bir şey yapmış, önceleri sulama hortumu falan olmadığından buraya gelen kuyu suyunu, buradan kanallarla arıklara verir böylelikle bahçe ve ağaçlarını sularmış. 
Geçen seneler moda oldu, köyün içki içen takımı bahçelerine bu şekilde barakalar yaptılar. Yaz kış eğlenmek istediklerinde bu barakalarına gelerek arkadaş toplantıları yapılır. Bir evde ne varsa burada da vardır, televizyon bile getirdiler barakalara.
Barakayı Abdullah amcanın oğlu Şener bey yaptırdı, suyunu ben verdim.
Abdullah amcanın bahçesinden Datça Yarımadası'nın en yüksek dağı Gocadağ'ın görüntüsü. Soldaki bina ise benim ev.
Abdullah amcanın gelinide incir kurutuyor, inciri biraz yukarıya sermiş ki gece gelen domuzlardan kurtarmak işin.
Sabah sabah Abdullah amca bahçe sulama işini bitirdikten sonra Harmandalı oynamaya başladı...

4 Ağustos 2012 Cumartesi

İnciri Kurutmak Ama Nasıl Kurutmak

Bu konuyu laf olsun diye açtım ama bu konu çok önemli bir konu.
İncirler olduğu vakit günü birlik tüketilir, dalında fazla bekletilmez. Bu işin satıcıları her gün toplayarak mahsullerini pazara sürerler. Ben de incir satma gibi bir lüks olmadığına göre yenmeyen fazla incirler kurutulur.

Resimde görüldüğü gibi ambalajında bir eldiven var. Bu eldivenin satış fiyatı 2 liradır. Bu eldiven gibi bende daha 10 kadar var. Her şeye ayrı eldiven kullanırım, miyadı, yani toplanacak mahsulden mahsule kullanılanları atar, bağ, bahçe, toprak işlerinde kullanırken elime takarım.
 Görüldüğü gibi incirleri toplarken sıfır eldiven taktım, incir toplama işi bittikten sonra eldiveni tekrar ambalajına koydum, bir daha ki yani, yarın, öbür gün gene incir toplayacağım zaman bu eldiveni kullanırım. Badem kırılacağı zaman başka yeni bir eldivenle bademleri kırarım.

Baharda çağla mevsimi çağlaları toplarken de eldiven takarım. Örneğin çağla toplamaya giden vatandaşlarımız sabahın erkeninde çalışmaya gideceği zaman belki de tuvalete zaman bulamadan  evinden çıkıyor, tuvaleti geldiği zamanda gidiyor bir ağacın altına, sonra gene çağla toplamaya başlıyor, o tuvaletli yıkanmamış elleriyle. Bu iş yalnızca çağla toplarken olmuyor. Avakado, kivi, ceviz, patlıcan, biber, zeytin gibi şeyleri toplarken de oluyor. Siz hiç Migros'tan aldığınız dutları sabunlu suyla yıkayarak yediniz mi?

Ben sizlerden birine bir şey yollarsam siz onları sudan bile geçirmeden gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz değerli arkadaşlarım... 
Aydın ilimiz zannedersem incirin en bol olduğu yer, orada toplanan incirler devlet karayolunun üzerinde, tozun toprağın içerisinde, sineğin böceğin arasında, kedinin köpeğin ağnandığı yerde kurutulur, siz hiç kurumuş inciri deterjanla yıkayıp yediniz mi?

Bu da benim kurutma yöntemim üzerine sineğin bile giremeyeceği bir tel örgü koyarak kuruturum, gönderdiğim her şeyi yıkamadan üflemeden yiyebilirsiniz...
Geçenlerde zeytin yaprakları toplamıştım kurutmak üzere. Önce topladığım zeytin yapraklarını tek tek ovalayarak yıkadım, yıkadım ki üzerindeki örümcek ağları girsin, yıkadım ki üzerindeki toz toprak gitsin, yıkadım ki üzerlerine konan kuşların pisliği gitsin. Sonra da herkesin yaptığı gibi güneşin altına serip kurutmadım, tel bir torbaya koyarak gölgede kuruttum, gölgede kuruyan bu gibi şeyler solmaz, yemyeşil kalır.

Benim gönderdiğim şeyin çayını yapıp içerken, 'Ohh, mis gibi...' diyesiniz diye...

2 Ağustos 2012 Perşembe

Yolcu Yolunda Gerek

Yolcu ettik, canım MHRMH'ımı ve damadım Aydın'ı bu gün saat 13.00'de Çorum'a gitmek üzere Marmaris'e yolcu ettik.

20 gün boyunca şen şakrak geçirdiğimiz günler sona erdi. Şrf ile kaldık mı dağ başlarında yalınız...

Ne işin vardı MHRMH yaa, ne güzel yıllardan beri beraber gider gelirdik... Ama kazın ayağı öyle değilmiş, Dlr'm seni de çok özledim, sen de işlerinden dolayı yoktun bu sene.

15 güne kadar da Şrf gidecek, ULAN ARKADAŞ BEN NE YAPAYIM BURALARDA LAN...

Kahretsin bee, bütün suç bende zaten. Evlenmekle hayatımın en büyük yanlışını yaptım. Otur lan oturduğun yerde tek başına, ne işin var senin çoluk çocukla...

Ah elimde olsa hemen şimdi şu beyaz kedinin yavrusu olurdum, ne derdim olurdu ne tasam... Muzaffeeeeer Köpek kardeşim ahh keşke senin gibi yalnız olabilseeeeeem...

Datça'da Dolunay

Senjamini yakın çekime ayarladımsa da ay pek yaklaşmadı.

Dün gece ki Datça semalarındaki görüntü buydu.

J. arkadaşım inşallah beni yazıp yakmamıştır.

Kedi Kolonisi 2

Dün F.D.'ye söz verdiğim gibi sabah erkenden kalkarak kedilerin oynaştığı saatte görüntü almaya başladım. Anne kedi önce geldiğimi duydu ama nereden geldiğimi göremedi.
Sonra, soluna bakınca beni fark etti. Ben kedilere bu kadar yaklaşamadım Senjamini yakın çekim ayarına getirerek kedileri biraz daha yaklaştırdım.

Halbuki dün anne kediye yiyecekler vermiş biraz kendime alıştırmaya çalışmıştım ama yabani bir kedi olduğu için bana alışamamıştı.
Yavruların emdiği bir zamanda görüntü almaya çalıştım. Anne kedi bir ara tereddütte kaldı. Kaçıp kaçmamak arasında.
Dün akşam verdiğim yemeğin faydası oldu galiba, kaçmamaya, benden zarar gelmeyeceğine inandı galiba.
Daha sonra yakınlarında ben yokmuşçasına hareket etmeye başladılar. Biraz sonra da tedirgin olunca koloni taşların arasına gizlendi.

Görseller F.D. arkadaşıma sunulur...

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Kedi Kolonisi

Doğada olmak bir başka güzel oluyor. Hiç görülmeyen şeylere tanık oluyor doğada yaşayanlar.

Dün zeytin ağacımın altında, sağında, solunda çıkan filizleri kesmiştim. Bu kendiliğinden çıkan filizler hem ağacın sağlıklı büyümesine hem de zeytinlerin gelişmesine engel olmaktaydı. Bunların kesilmesi gerekiyordu. Ben de aldım elime ağaç makasını, testereyi resimde görüldüğü gibi filizleri budadım.

Meğerse filizleri budadığım yerde, tam üzerine bastığım yerde bir kedi kolonisi varmış, şöyle ki, bembeyz bir anne kedi ve 4 yavrusu burada taşların arasında yaşıyorlarmış.

Sabahleyin bahçemi kontrol ederken Karakız kedimin dikkatini çekmiş dikkatlice bir yerlere bakıyordu, ben de dikkatlice bakınca kedi yavrularını gördüm. Bir anne kedi, 3 bembeyaz ve bir tane simsiyah yavruyu.  
Anne kedi bizi görünce yavrularının yerini göremememiz için hızla yuvayı terk etti.

Bu sırada Senjamin elimde değildi koşarak evden Senjamini aldım geldim.
Senjamini almaya gittiğimde ağacın dibinde oynayan yavrular, ağacın altındaki taşların arasına kaçmışlardı. Bu yüzden tüm yavruları görüntüleyemedim. Vahşi doğa fotoğrafçıları gibi bir müddet bekledikten sonra ufak yavrulardan birisi merakla dışarıya çıktı. Ne kadar merakla etrafına bakındığını görüyorsunuz.    
Beni fark edince, taşların arasındaki yuvalarına kaçtı, yavruyla gözgöze geldik, o kadar sevimli bir kediydi ki...

İşte doğada yaşamanın güzelliğinin görsel anlatımı...