24 Haziran 2012 Pazar

Jakaranda ile Yatıp Jakaranda ile Kalkıyorum...

Bu ağacı bahçeme mutlaka dikeceğim. Çan şeklinde mor çiçekleri, karabiber ağacı yapraklı. Çiçeklerinin ağacın altına düştüğündeki o muhteşem görüntü...
Ağacın genetiğinde değil de adında oynamalar yapacağım kesin. "CerenJ"

22 Haziran 2012 Cuma

Dodurga Çam Ağaçları

Bu gün çok erken kalkarak Dodurga'ya gittim, burayı çok sevmeye başladım. 
Hele hele bu geldiğim yeri çok seviyorum. Uzun bir yoldan gittikten sonra Bu çeşme başı karşıma çıkıyor. Burası insanlardan uzak bir yer, kimseler yok burada, onun için burayı seviyorum.
Ne hikmetse siyah-beyaz bir kedi, iki gelişimde de burada suyun başında dolanıyor oluyor ve kayboluyor.  
Bu fotoğrafı da çektikten sonra kedim kayboldu gitti. 

Buraya; Aydoğdu Mermer hem kendi reklamını yapmış, hem de gelen geçenlere hayrat olarak mermerden bu güzel oluklu çeşmeyi yapmış, sağ olsun, Allah razı olsun.  
Geldiğim yol 8 kilometre boyunca bu şekilde, toprak yol.
Arabama koyu renkli bir bez alacaktım unuttum, makro görüntüler çekebilmek için. Öylesine bir makro denemesi yaptım. 
Çam ağaçlarının dallarına örümcekler yuva yapmışlar onları makroladım. J. Arkadaşım bu işi bana öğretmeden önce bu kadar yakından fotoğraflar çekemiyordum, tekrar teşekkürler ediyorum arkadaşıma...
Ardıç ağacının meyveleri.
Çam ağacının kozalağı.
Bu da çok değişik bir çam ağacı ve kozalağı. Bu ağacı ilk defa Kastamonu'da Tarim İl Müdürlüğünün önünde görmüştüm, hayran olmuştum. 
Benim yapacağım iş bu kadar olur zaten. Makineyi makroya ayarladığımı sanarak çektiğim fotoğraf...
Dodurga'nın nüfusu o kadar az ki, şello göbeller (Çorumlucası);  (Türkesi: yaramaz çocuklar) artık kayısıyı yiye yiye bıkmışlar ki yol üzerinde, kopartılması kolay bir yerdeki kayısılara dokunmamışlar bile...
Buraya da bir video görüntüsü koydum ama ben göremiyorum. Bakanlar inşallah bir şeyler görürler, çok güzel bir görüntü var.

21 Haziran 2012 Perşembe

İncir Ağacım Kurumuş

Köyden arkadaş telefon ediyor: "Sizin kapının önündeki incir kurudu." diyerek. 

Ben anlamıştım zaten o ağacın kuruyacağını, iki senedir meyveleri bozulmaya başlamıştı. Muhammet amcaya sorduğumda, "Bu ağaç neden böyle oluyor? dediğimde, bana: "Ağaç bir yerlerden mutlaka su alıyordur." demişti. 

İki sene önce annem köye gelmişti.

Bu ağaç bizim için çok iyi oluyordu, tam karşıdaki giriş kapısını kapatıyordu, balkona gölge oluyor, evin önünden gelen geçen, kimi zaman sere serpe oturduğumuzu göremiyordu. Gerçi ev, köyün 2 kilometre dışında olduğundan bu yol fazla kullanılmıyordu. traktörlerden başka vasıta geçemiyordu, benden sonraki tarafı bozuk olan yoldan.   
Bu bahar köye gittiğimde yaprakları sararmaya başlamıştı ağacımın. Muhammet amcanın dediği gibi ağacın köklerinden biri ya Abdullah amcanın kuyuyu bulmuş ve ya arka taraftaki foseptiğe gitmişti.

Gerçi bu ağacın kuruyacağını düşünerek, alternatif olarak 4 sene önce, hemen sağ arka tarafına, 3 metre ileriye bir incir ağacı daha dikmiştim 'Kadın İnciri' dedikleri cinsten, meyvesi yeşil olup içi kırmızı renkte, tadı hafif ekşimsi.   
Şimdi ağaç arayışına girdim, şöyle bir ağaç buldum netten. Alev Ağacıymış. Tropikal sıcaklığı sevip, soğuğa dayanıklıymış. Büyüme şeklini bilmiyorum erkenden boy atar mı acaba? Hem sipariş üzerine adrese de geliyormuş. Bundan mı diksem?

İncir ağacı suyu sevmeyen bir ağaçmış, incir ağacının bir özelliği daha var: çiçeği olmayan nadir ağaçlardandır., hiç bir zaman çiçek açmaz...

20 Haziran 2012 Çarşamba

Çiçekler...

"Bu konuyu Değerli J. Arkadaşıma ithaf ediyorum."

Bilgi saklamayan, bilgiyi paylaşan, yardımcı olan J. arkadaşımın çektiği güzel bir fotoğrafına yapmış olduğum yorumda bana gerekli bilgileri verdiği için teşekkür ederim. 

Senjamin'i Dlr'm bana Amerika Seattle'ı gittiğinde hediye olarak getirmişti. Arkadaşlarıyla beraber almışlar ne hikmetse benimki  Türkçe olarak ayarlanmıştı. Yani Senjamin'i kullanmak o kadar basitti ki ama ben anlamıyordum. 'Makro' gibi özellikleri varmış. İnanın Makro deyimini J. Arkadaşımdan öğrendim. 

Makinemde 'Çiçek' remini görürdüm de bunun Makro anlamına geleceğini kat'i yetle bilmezdim, sağ olsun bu gün J. arkadaşım açıkladı.

Günümün ilk işi 'Makro'yu denemekti. Çiçek resmi çekmem lazımdı. İlk önce aylardan beri yıkatmadığım arabamı yıkatmaya götürüp işe başladım. (Aylardan beri dediğim içini yıkatmıyor, kendi imkanlarımla temizliyordum, dışını ise 2 günde bir mutlaka yıkatıyorum.) 

Canımın yandığı şu günde en güzel çiçekleri Çorum Şehitli'nde bulabileceğimi düşünerek şehitliğe geldim. Mezarların üzerindeki çiçekleri makinemin makro ayarıyla çektim. Ayrıca, şehitlerimizin kutsal mezarlarını da çekerek ayrı bir konu halinde yayınlayacağım.   
Şehitliğe girdiğimde sanki kendimi Cennette hissettim. İrem'de...
J. Arkadaşım, bu makro işi ile beni anlamı tarifsiz bir güzelliğin içine yönlendirdin. Hüzün, göz yaşı, Vatan, toprak, Memleket...
Şehitlerimizin suladığı kanlarla büyüyen güzellikleri gördüm...
Kehkeşan'ı diğer galaksilerden ayıran özelliği tomurcukları, sayende resmedebildim J. Arkadaşım...
Sizin çiçek gibi güzel olmasa da...
Kan kırmızısı olmasa da sayende Şehitlerimizin yanında olabildim....

17 Haziran 2012 Pazar

DODURGA

Bu gün Dodurga'ya gittik. Mhrmh ile Aydın'ın taşımacılıkla her gün Çorum'dan Dodurga'ya gitmeleri zor olduğundan Dodurga'da ev tutulmuştu. 

9 gün sonra yapılacak düğünden sonra bu evlerine geçecekler. Evi şimdiden hazırladık. Bu gün de ufak tefek şeylerle hazırlanan perdeleri takmaya gittiler. 
Evin  görünüşü bu. 
En üst katta oturulacak. Bu kısısm Dodurga'nın Güneyinden görüntü. Ortadan geçen yol ilçenin ana caddesi. 

Aygaz bayisinin arkasında çukurda ise asıl ve eski Dodurga yerleşim bölgesi bulunmaktadır. 
Bu kısım Doğu görüntüsü.
Bu görüntü Güney-Doğu görüntüsü. 
Görüntü ve yönleri şimdi karıştırdım, burası da başka bir görüntü.

Resim büyütüldüğü zaman az ileride mavili olarak ufak bir kısmı görülen bina Aydın'ın okulu. Hemen onun sol üstünde ama çok uzakta görülen son bina ise Mhrmh'ın okulu. 
Aydın'ın Recebi...
Kırlangıç kuşunun yuvası. İçeride ufak bir tane yavru var ama, ben resim çekmek isteyince aniden kayboluyor. Bir çıkıyor, bir kayboluyor, benimle dalga geçiyor. Ben de evlerini çekmekle yetindim. isteseydim bir tabureye çıkarak Senjamin'i yavruyla karşı karşıya getirebilirdim ama yavrunun korkmaması için yapmadım.   
Evde işleri bitince yolcuları alarak dönüşe geçtim. Yolun altında eski Dodurga bölümüne yapılmış olan saat kulesi. Kule Eifel Kulesini andırmakta. Dört bir tarafındaki bakır işlemeli, levhalar üzerindeki resimlerin dördü de aynı olup Dodurga Kömür Madeni'nde çalışmakta olan işçimizi temsil etmektedir. 

Bu köşede saat 17:30 iken; 
Bu köşede 09'a 13 var.  

İşte en sevmediğim olaylardan birisi. Saat bozulduysa yaptırın, yok yaptırmayacaksanız saat kulesini dikmenin bir anlamı yok.  
Yunus Emre Parkı, ilçede 3-4 tane park bulunmakla bu park şehrin biraz dışında kaldığından ziyaretçisi yok gibi. 
Parktan görüntüler, bana değişik bir görüntü geldi, hoşuma gitti. 
Bir başka görüntü. 
İlk resimdeki Dodurga tabelasına dikkatlice baktıysanız ilçenin nüfusu 3.100 yazmaktaydı. Nüfus bu kadar az olunca ilçede hareketsizlikte aynı oranda olduğundan, bu hareketsizlik leyleklerin işine yaramış. İlçenin göbeğinde elektrik direğinin üzerinde leylek yuvası.

Buradan belediyeyi de ayrıca kutlarım, leyleklerin yuvasını bozmadığı için. Görüntü gayet güzel, ceviz ağaçlarının arasında leylek yuvası.

16 Haziran 2012 Cumartesi

Ayşe'yi İmtihana Götürdüm...

Ayşe'nin bu gün LYS sınavı vardı. Anladığım  kadarıyla Lisans Yerleştirme Sınavı demekmiş. Yani eski manâda üniversite sınavı. Bu günkü sınav Matematik ve Geometri derslerini kapsıyormuş.

Dün akşam geldiğinde kendisine söyledim: "Seni, baban veya abin götürmesin ben götüreceğim." dediğimde; "Tamam enişte." demişti. 

İmtihana gireceği okul, Çorum Anadolu Öğretmen Lisesi okulundaymış, bizlerin oturduğu yere uzaktı. Sabah saat 10:00'da başlayacak sınav için Ayşe'yi saat 09:30'da sınava gireceği okunun bahçesine getirdim. 
Ayşe, benim yeğenim. Gerçi benim değil de Şrf'nin yeğeni, en büyük abisinin en ufak kızı. Şrf'nin 20-30 tane yeğeni var, haliyle onlar da benim yeğenim oluyor. Gerçi Ülkemdeki tüm çocuklar benim yeğenim. 

Ayşe, en son mezun olan yeğenim Ahmet'in kız kardeşi. Beni en çok seven kız yeğenim. Benim de en çok sevdiğim Ayşemiz...

İdealinde 'Hemşire' olmak varmış. Artık o kendi seçimi, ne olmak isterse istesin, yeter ki bir şey olmak istesin. 

Geçenlerde kendisiyle konuşmuştum, demiştim ki: "Ayşe, ayaklarının üzerinde durabilmen için okuman gerek,  annenin, babanın malı mülkü seni hiç yanıltmasın. Onlar, onların alınterleriyle kazanımları, sen de kendin kazanacaksın. Dikeceğin her bir ağaç, yiyeceğin her bir meyve kendi terinle sulanmış olmalı. Belli bir yaşa geldin, artık dünyayı kendi gözlerinle, kendi çabalarınla görmelisin. Baba ocağını, ana kucağını unut artık, uzun bir yaşantının başlangıcına bu sınavla atılacaksın, bu sınavın neticesinde çok çileler, zorluklar, yalnızlıklar, güzellikler, kötülükler, arkadaşlıklar, yollar, gurbetler, mutluluklar, sevinçler göreceksin. Bütün bunlara kendin sebebiyet vereceksin, başarılı olmak yolun sonuna gelmek senin elinde. Ben inanıyorum sen başarılı olacaksın..." 

Ayşe, dediğim gibi, okuduğun süre boyunca maddi-manevi senin yanında olacağıma tekrar söz veriyorum. 

Asıl adı Ayşenur, olan Ayşemiz benim demek istediklerimi daha yaşamadan anlamış olacak ki, sınav çıkışı bunu gözlerinden anladım...

13 Haziran 2012 Çarşamba

Bankacı Rahmi Bey'in Bağı-Bahçesi

Bu konuyu bahçeleri çok seven J. Arkadaşıma ithaf ediyorum...

Bankacı Rahmi Bey'i 10 yıldır tanıyorum. İlk tanışmamız 2002 yılında emekli olduğumda olmuştu. Kendisi Ziraaat Bankası'nın Çorum Zafer Çarşısı Şubesinde çalışmaktaydı, bankoların arkasında vatandaşların bankacılık hizmetlerini yapmakla görevliydi.

Maaşımı halen de üç aydan üç aya almakta olduğumdan ilk defalar yılda 4 kez yüzünü görürdüm Rahmi Kardeşimin. 

Bu gün beni aradı, "Bahçedeyim, müsaitseniz gelin." diyerekten. Müsaittim gittim. Arabamı bağın önüne park ederek bahçenin tamamının görüntüsünü aldım.   
Emekliliğin tadını çıkartan Rahmi kardeşimi evinin balkonunda otururken buldum. Rahmi bey 2 sene önce emekli oldu, emekli olur olmaz da burasını satın aldı. Yanlış anlaşılmasın emekli ikramiyesiyle almadı burasını. Önce arabasını sattı, biraz birikmişinin üzerine de 36 ay vadeyle kredi kullanarak buranın sahibi oldu. 

28 bin liraya almış burasını. Yer, 1 dönüm. Ev içerisinde. 
Hemen balkonun altındaki bu ocakğın üzerindeki büyükçe sacda hamur işleri yapılıyormuş.
Bahçeyi gezmeye başladığımda, 1 dönüm yere haddinden fazla ağaç dikmiş olduğunu gördüm. Normalde 1 dönüm yere 15 ağaç dikilir. Ağaçları çok seven Rahmi bey, buraya 70 kadar ağaç dikmiş. 

Bu kadar ağacın burada, domates, biber, kabak, patlıcan, soğan gibi sebzelerle birlikte yaşaması imkansız.

Ufacık bir kısımda şeftali, elma ve armut ağaçları görülmekte. Bu ağaçlar daha genç ağaçlar, şimdiden birbirlerine girmişler. Bir de bunları 3-4 sene sonra ki büyümüş hallerini düşünün!

Mümkün değil bu ağaçların aynı yere birbirlerini ite-kaka büyümeleri.  
O zamanlar, ilk emekli olduğum zamanlar devletimizin biz emeklilere itimadı yoktu. Emekli aylıklarımızı almak için daha bankmatik (atm) kartları vermemiş, vezne kuyruğunda bekletiyordu. Ben de her ay vezne kuyruğunda beklememek için maaşımı üç aydan üç aya almak istemiştim o da böylece kalmış oldu, halen de üç aydan üç aya almaktayım. 

Rahmi'ye; "Bizler neden maaşlarımızı kuyruğa girerek alıyoruz?" diye sorduğumda: "Abi, öldün mü, kaldın mı?, senin yüzünü bir görelim. Maaşını sen mi alıyorsun oğlun mu alıyor? bilelim diye böyle yapılıyor." demişti. 

Rahmi beyin Malatya kayısıları. Bu seneki mahsul gerçekten çok güzel, dalları eğiyorlar.  
Rahmi, ceviz-kiraz karışımı bölgede ağaçlarına gözü gibi bakarken. 
Bankacı, ballı adam, bu kirazların, bu itiş-kakışta ayakta zor dikeldiği ufacık kara parçasında iyi büyümüşler.  
Gel zaman, git zaman sonra hükümetlerimiz utanma belası emeklilerini kuyruk çilesinden kurtarmak için otomatik para çekme makinelerinde kullanılan 7/24 saat hizmet veren ATM'leri devreye soktu. Kuyruk beklemeden, Rahmilerin yüzlerini görmeden paralarımızı istediğimiz gibi çekiyorduk. 

Buraya Rahmi bey sallanmak için bir de salıncak kurmuş, salıncakta fotoğrafını çekerken gözlerindeki sevinç parıltıları Senjamin tafından 'kapalı göz' olarak algılandı.  
1 dönümlük arazide, Rahmi'nin evini ağaçlardan görene aşk olsun. 
Eski bankacı sanki bahçesinde yokmuş gibi buraya bir de değişik çeşitte kayısı ağacı dikmiş, mahsullerde maaşallah çok bereketli.

Bankmatiklerden maaşlarımızı istediğimiz zaman, istediğimiz yerden çekme özgürlüğümüz bir müddet sonra elimizden alındı. Şöyle ki: kartımızı makineye soktuğumuzda; "Kartınızın 1 yıllık geçerlilik süresi dolmuştur, lütfen şubenize müracaat ediniz" diyordu.

İşte bu saatten sonra Rahmi kardeşi arama zarureti doğuyordu. "Rahmi kardeşim, ben Gökhan, ölmedim daha. Ben şimdi şuradayım, benim kartımın süresini 1 yıl daha uzatır mısın?" dediğimde sağ olsun: "Tamam Gökhan abi, sesini aldım, kartını kullanıma açıyorum." derdi.     
Rahmi bey, en az 20 yıllık olan bu armut ağacını çok seviyor. Bu armut ağacının her dalına ayrı aşılama yöntemleriyle, ayrı cinslerde armutlar aşılamış. Sağdaki dalda kış armudu, soldaki dalda yaz armudu, ortadaki dalda turfanda erkenci armut, öbür dalda Hoşi armudu... 
Ağaçlıkların içerisinde, her biri özenle sövenlere (kazık) tutturulmuş Ayşekadın fasulyeleri. 
Rahmi bey, burasını Çorum'un köklü ailelerinden Terlemezler'den almış. Terlemezler buraya gereken ilgiyi göstermişler artezyen bile vurdurmuşlar toprağa. Su her zaman var. 
Burası şimdilik boş durmaktaymış, ilerde tavuk kümesi olarak kullanacakmış Rahmi bey burayı. 
Çok az açıklık bir alana soğanlarını dikmiş, soğanlar gerçekten çok güzel olmuş buraya. 
Çam ağacı, bahçe sevenlerin olmazsa olmazlarındandır. Halbuki bu bahçeye çam dikmenin hiç bir mana ve anlamı yok. Burası sebze ve meyve ağırlıklı bir bahçe. İlerde bu çamlar büyüyünce altına, sağına, soluna hiç bir sebze dikemezsiniz.  
Yavaş yavaş ilerleyip ağaçları arkamızda bıraktıkça Rahmi beyin evi görülmeye başladı. 

Böyle bir yer almak istediğimi Rahmi beye söylediğimde: "Abi buralar çok pahallı, Eskiekin köyü yolu üzerinde yeni yeni parseller satışa sunuldu onların fiyatlarını bir öğrenelim." dedi. 
Balkonda, semaver ve barbekü şeklindeki ocağın yanındaki koltuklarda biraz daha oturduktan sonra Rahmi kardeşimle vedalaştım...