13 Temmuz 2012 Cuma

Navigasyon...

Bu gün saat 16:00 sularında yola çıkıyorum. İki gündür arabanın ufak tefek bakım işlerini yapmış lakin mazot almamıştım. Mazotu iyice bitirdim, göstergedeki kırmızı ışığı da yaktıktan sonra gittim depoyu doldurttum. Görüldüğü üzere depo 167.00 liraya doldu. Bu mazot beni Muğla il sınırlarına kadar götürür, yaklaşık 900 kilometre falan. 

Bu sırada da marabam Şrf'nin kartını kullandım.  
Asıl konumuz olan NAVİGASYON'a gelelim. Sağ olsun Elvan abim biraz teknoloji özürlü olduğundan teknolojinin gerisinde kalıyor çoğu zaman. Örneğin altında bir araba var kaç model olduğunu bilmiyorum ama kendisi bu arabasını hiç bir arabaya değişmez. Reno Menager marka. Ama arabası pırıl pırıl, hiç bir yerinde darbe, iz, pas, küf yok. Çoğu zaman konuşurken: "Benimkisi makam arabası." der. Gerçekten de bu arabalar ilk önce çeşitli devlet dairelerinin müdür ve müdür yardımcılarına makam arabası olarak getirilmişlerdi. 

Fotoğrafta Elvan abi hobi bahçesinde, arabası da konteynerının önünde.    
Elvan abi, ne zaman aldığını bilmiyorum bir navigasyon cihazı almış. arabasının önüne takmıştı. Kışın bana gösteriyordu: "İşte şöyle yapacaksın, şurasına basacaksın, yol gösteriyor, sesli uyarıyor, 100 metre-70 metre sağa-sola git falan diyor." diyordu sonra haritayı kapatıp video klipleri açıyor şarkı-türkü dinletiyordu bana.

Daha doğrusu navigasyonu, cep telefonlarındaki müzik-video gibi şeyleri dinlemek için kullanıyordu. O zamanlar iyi de para vermişti bu kullanmayı bilmediği alete. 

"Niye aldın sen bunu? Gittiğin yerler belli, buna senin ihtiyacın yok ki." dediğimde: "Gökhancığım, herkes almış, dünürde de var, ben de aldım." demişti. 

Geçen akşam beraber takılmıştık Elvan abimle, çamlık tarafına gitmiştik benim arabamla. 2'şer, 3'er bira içmek, yalnız kalacağımız günleri konuşmak üzere. Ben bir ara tuvalet için aşağı indiğimde Elvan abim navigasyonu cebinden çıkartarak takmış benim arabaya. 

Arabaya bindiğimde: "Bu ne şimdi abi?" dediğimde. Çorumluca: "Sus heri, fazla dınîlama, benden sana hediye." demez mi.    
Dün bütün gün üzerinde çalıştım aletin. Girdisini çıktısını epeyce öğrendim. Öğrendim ama bu gene benim işime yaramayacak. Ben gideceğim güzergâhları gözüm kapalı biliyorum, takıldığım yerde haritam var ona bakıyorum. Ben Türkiye'mi karış karış biliyorum. ili, ilçesi, köyü , kasabası, nahiyesi hatta mezrasını dahi biliyorum.   
Bu kısım aletin ana sayfası, buradan istediğin şıkkı seçip parmağınla dokunman yetiyor. 
Elvan abim, bir de kafasına göre klipler yükletmiş alete. Hep Çorum, Ankara, Çankırı üçgeninden parçalar. 

Neyse, giderken dinlerim bari. Sağ olasın Elvan abi, teşekkürler... Ben gelene kadar kendine iyi bak, çocukları bayram dolayısıyla memlekete yollarım, kendini ayarla bayramdan sonra gel yanıma. 



12 Temmuz 2012 Perşembe

Köye Götüreceğim Kitaplar

Hat-ı zatında bu gün bu saatlerde köye gitmek için yola çıkmış olacaktım. Şrf'nin dairesindeki bir terslikten dolayı, hareket 24 saatlik bir sekteye uğradı. Yarın bu saatlerde Kırıkkale civarlarında olabilirim. 

Niyetim zeytinleride topladıktan sonra dönüşe geçmek olduğundan 3 ay kadar buralarda olmayacağım. 

Bu sırada köydeki boş saatlerimi kitap okuyarak geçirmek adetim olduğundan yanıma bazı kitaplar aldım. 

Birinci kitap; Anadolu'da Bir Köy Odası HATIŞOĞLU KONAĞI isimli, Ethem ERKOÇ'un yazdığı kitap Çorum'da bir konağın misafirhane olarak kullanılması, gelen geçen yolculara hayır babından konaklama imkanı sağlamasını, o dönemin Çorum'unu anlatmaktadır. 
İkinci kitap; bu kitabı ilk çıktığı gün almıştı Şrf. Hemen kargoyla köye bana yollamıştı. Hemşehrimiz Soner YALÇIN'ın Silivri günleriyle Hükümetin bir çıkmaza girdiğini anlatan kitabını okuyayamış, okudumsa da anlayamadığımdan tekrar okumak üzere köye götürüyorum.Köyde bitiremeyince yanımda Çorum'a getirmiştim, şimdi tekrar köye götürürorum. (Okurken kendimi kitaba verememiştim)
Üçüncü kitap; Gazeteci Ahmet ŞIK'ın Silivri'de tutuklu bulunduğu sırada yazdığı "PUSU Devletin Yeni Sahipleri" isimli kitap. Kitapçıma tembih etmiştim, basılır basılmaz getirtip bana telefon etti, kitabı bu gün aldım.  İçeriğini yazmıyorum...
Bu iki kitabı da kitapçım verdi, daha doğrusu bir çok kitap gösterdi "Beğendiğini içinden seç al." dedi. Ben de, Ahmet Hikmet MÜFTÜOĞLU'nun  ÇAĞLAYANLAR isimli kitabıyla, Jack LONDON'ın "Beyaz Diş" isimli kitaplarını seçtim. MÜFTÜOĞLU; bu kitabında Türk tarihinin çeşitli dönemlerini, bu dönemlerdeki acı olayları, halk bağlamında ele almış.

LONDON'ın kitabı "Beyaz Diş" ise, bir kurdun yaşamını anlatıyor zannedersem. (Okumadığım için bilemiyorum) Evveleden LONDON'a ne kızardım Komünist diye...

8 Temmuz 2012 Pazar

Ahmet, Kardeşim!..

Ahmet... O bir fenomen... 

Dalgıç, tabanca atış şampiyonu, dağcı, oto yarışçısı, bisikletçi, kayın biraderim...
(Öz. Baş.Kom) Yılların sevdalısı, dağların sevdalısı... 
Tertemiz bir kalbi olan, korkusuz, cesur yürek Ahmet...
Oğulları Mustafa ve Hakan'la dağlarda. 
Mustafa, Dlr'yla operasyon hazırlığında...
Ahmet, Kardeşim benim için çok önemli olan Kına Gecesinde ve;
Düğünümüzde yanımızda olduğunuz için teşekkürler. 
Sizi çok seviyoruz...

Artık şansını fazla zorlama, bırak her şeyi gel yanımıza, köye gel. Sende normal insanlar gibi ağaçlarla, bahçelerle, toprağınla uğraş...

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Seydim Göleti

Seydim Sulama Göleti; DSİ tarafından 1975 yılında yapılmış. 

Bu gün oraya gitmeye karar vermiştim. Yıllardan sonra çocuklarsız ilk pikniğimiz olacaktı.   
Yaklaşık 10 gündür havalar kapalı ve yağışlıydı. Sabah 10:00 sularında açar gibi olunca Şrf'yle atladık buraya geldik. 

Gri bulutlar, puslu yamaçlar...
Saatin erken olmasından dolayı mıdır? Kene korkusundan mıdır? Kimseler yoktu ortalarda. Önceleri bekçi evi olarak hizmet gören bina, yıkık, viran olmuş bir vaziyette karşıladı bizi. Daha önceleri geldiğimizde cıvıl cıvıldı buralar. Sessizliğin nedenini anlayamadan arabamı hemen hareket ettireceğim bir yere koyarak göletin kenarına oturduk. 
Gürül gürül sularının altığı bir zamanların çeşmesi, iplik iplik akıyordu. Her şey gibi, çeşmede harap olmuştu...
İster istemez bir hüzün çöktü... Hüznü, inceden serpiştiren bir yağmur getirmişti belli ki. 

Not: Paçalarımızı çoraplarımızın içine alarak kenelerden korunmaya çalıştık. 
Her şey değişikti bu gün, balıklar, otlar, kurbağalar, böcekler... 
Mavilik, yerini griye bırakmış. Dağların arkasında belli belirsiz çakan şimşek, hemen arkasından boğuk boğuk gelen gök gürültüsünün sesi, tarifsiz bir duyguya sardı beni... 
Rakımdan bir yudum çektim; sonra birden gölet canlandı. Balıklar havaya hoplayıp suya geri düştüğünde yuvarlak daireler çizmeye başladı yeşilimsi sular. Hemen ardından kurbağaların hep bir ağızdan bağırtıları göletin bulunduğu vadide yankılandı... Sonra gene sessizlik, ardından rüzgârın esmesiyle kamışların hışırtılı sesleri kalabalıklaştırdı sessizliği...  
Sayımız azaldı, önce Dlr'nın sonrada MHRMH'ın gidişiyle... Topu topu iki kişiydik; Şrf ve ben...

İki kişiye iki kişilik malzeme. 2 patlıcan, 2 domates, 2 kırmızı biber, 2 salatalık, 2 soğan...

Alabalığımız da vardı MHRMH ve Aydın'dan kalan. Sözüm ona balayına gittiler Kargı Yaylaevleri Tatil Köyü'ne. Oradan aramıştı MHRMH; "Baba, bir çok balık tuttu Aydın, temizlettik dondurttuk bir arkadaşla size yolluyoruz." demişti. 

Gerçi masanın üzerinde balık tutmak için olta var görüldüğü gibi. O olta bende yıllardan beri durur, lakin şimdiye kadar bir tek bile balık tutabilmiş değilim. Laf olsun, torba dolsun gibisinden atarım, balıkları beslerim.  
Karnımızın aç olmasına rağmen, hüznün tok tuttuğu şu saatlerde istemeye istemeye salatayı yaptım. Kırmızı biberler, yeşil biberler ve yuvarlak patlıcanlar mangalda közlendikten sonra...
Mangalı yakmak, mangalla uğraşmak hep Şrf'nin işi. Ben, ufak tefek işleri görür, sağı solu kolaçan ederim. 
Biz iki kişiydik bu gün gölette, Şrf ve ben...
Sonra birisi geldi yanımıza. Bembeyaz tüylü, kesik kulaklı, küpeli... Karaburun koyduk hemen adını oracıkta,  ne kadar çok sevindim geldiğine... Hoş geldin Karaburun, sen ne güzel köpeksin, kardeşim benim, Karaburun... 
Karaburun, gölette bulunduğumuz süre içerisinde hiç terk etmedi bizi, hep yanımızda oturdu, gezdi...
Şrf, bağıran kurbağaların yavrusundan yakaladı, Senjamin hemen makroladı hayvanı. 
Sonra bir böcek daha geldi. O bize bakıyordu merakla, biz de ona...

3 Temmuz 2012 Salı

Terzi Elvan'ın Hobi Bahçesi

Elvan abiyle Ocak ayında, bundan 6 ay önce bazı fideler alarak bahçesine dikmiştik. 
6 ay önce ki bahçenin görüntüsü. Elvan abi, oğlu Erdal ve fide alınan yerdeki elemanların fideleri dikerlerken. 
Dün Elvan abinin Hobi Bahçesine gittiğimde büyük değişiklikler gördüm. Çöp gibi fidelerin nasılda meyvelere dönüştüğüne şahit oldum. 
Terzi Elvan, bahçesine her çeşit sebzeden birer ocak dikmiş. Burada domateslerle arka planda sırık fasulyeleri görülmekte.  
Kabaklar çoktan olmuş da tohuma bile kaçmışlar. 
Mısırlar, az ilerdeyse patlıcan fideleri görülüyor. Bunlar da bir aya kadar mahsullerini vermiş olacaklar. 
Marulları sık diktiği, seyreltme yapmadığı için fazla randımanlı büyümemişler. Arka plandaki maydanozlar da bakımdan dolayı fevkalade boy atmışlar.  
Soğanlar çok güzel, tohuma kaçmadan kopartıp yemenin tam zamanı. 
Çöp halinde, çubuk halinde dikilen 3-4 çeşit asma ağacı iyice belirginleşmiş olup seneye mutlaka çeşit çeşit üzümler verecekler. 
Elvan abi, torunları için aldığı şişme havuzun başında torunuyla oynarken. 
Hat-ı zatında, Terzi Elvan resmin sağında görülen çukuru havuz yapmak amacıyla kazdırmıştı. Kazılan havuz yerinin derinliği 2 metre kadar olunca, Elvan abi, bir terslik olur, çocuk mocuk havuza düşer müşer gibisinden orasını kapatma kararı aldı. 3-4 kamyon toprak getirterek orasını kapatacak. 

Elvan abi, bahçene kondurduğu 21 metre karelik konteynırının önünde misafirleriyle otururken. 
Dün bahçeye gittiğimizde yağmura yakalandık. 
Sağ olası Elvan abi, beni düğünümde yalnız bırakmadı. 
Düğün dağıldıktan, herkes evine gittikten sonra da yalnız bırakmadı beni. Sabahın ilk ışıklarına kadar Bahabey Çamlığında beni teselli etmeye çalıştı. 
Terzi Elvan konteynırının içini yavaş yavaş aldığı eşyalarla doldurdu.  
Erdal'la beraber kendi imkanlarıyla konteynırın önünü kapattılar. Hayvanları çok seven Elvan abi bir de güvercin kafesi yaparak içerisine 4 tanede güvercin aldı. 

Sabahları ilk işi buraya gelerek güvercinlerini dışarı çıkartmak oluyor.  
Güvercinler yemlenirken. Güvercinlerin kanatlarını bantlamış, hayvanlar uçamıyorlar. Nedeni ise; 1 hafta kadar bu yeni yerlerine alışmaları içinmiş. Yeni yerlerini benimseyip, burasına alışınca kanatlarındaki bantları sökecekmiş. 
Buraya da tavuk kümesi yaptı Terzi Elvan. Daha önceleri de, derme çatma bir kulübe yapmıştı yabani köpekler kulübeyi parçalayarak hayvanları yemişlerdi. Bu sefer tuğla, çimento ve kiremit kullanarak sağlam bir şey yaptı.  
Yeni aldığı 2 adet köy tavuğunu kümesten çıkartırken. 
Buradaki hamağı da, bu pazar günü oğlu Erdal'la birlikte yaptılar, torunları uyusun diye... 
Elvan abi, güle güle otur hobi bahçende. Tavukların, ağaçların, sebzelerin, güvercinlerin var, huzur içerisindesin burada...