26 Haziran 2011 Pazar

Çorum; "Sıklık Boğazı Tabiat Parkı"

Çorum’a 7 km mesafededir. Alanı 64.Ha olup, Samsun-Ankara karayolu üzerinde bulunmaktadır. Bu pazar günümüzü burada geçirmeye karar verdik.
Parkın bilimsel açıklaması ise şöyledir:

"Sahanın jeolojik yapısı paleozoik yaşlı koyu renkli şistlerin varlığı ve bu formasyonun üzerinde uyumsuz olarak mesozoik yaşlı gri renkli kalkerler bulunmaktadır. Saha 40 yıl önce sedir, göknar ve karaçam türleri ile ağaçlandırılmıştır. Dikilen ağaç türleri geçen zaman zarfında gelişerek orta ve kalın ağaçlık çağına ulaşmış ve tam kapalı orman vasfını almıştır. İğneli türlerin yanı sıra yapraklı türlerde mevcuttur. Yapraklı türlerden ise meşe, kavak, söğüt, akasya ve ahlat yetişmektedir. Saha yaban hayvanları bakımından da oldukça zengindir. Memeli türlerden kurt, tilki ve yaban domuzu, sürüngen türler ile yırtıcı ve ötücü kuş türleri yaşamaktadır.
Parka girdiğimizde ilk olarak gözümüze çarpan set havuzlardı.
Gerçekten çok güzel bir görünüm verilmişti.
Park alanı içerisine oturma gurupları serpiştirilmişti. O kadar çok oturma gurubu vardı ki, nereye oturacağımıza karar veremedik.
Boğazın manzarası hangi yöne bakılırsa bakılsın ayrı bir güzeldi.
Biz, tepeye, parka hakim bir yere oturmaya karar verdik.
Oturduğumuz yerin yüksekçe olmasını değerlendiren park yönetimi buraya uzunca bir kaydırak koyarak ziyaretçilere ufak da olsa bir adrenalin yaşatmayı ihmal etmemişler.
Boğazın, çam ve diğer ağaçlarının oksijeninden olsa gerek ziyaretçilerin getirdikleri nevalelerini yemeleri uzun sürmüyor. Ne kadar tok karnına gelirseniz gelin insanlar bir şeyler atıştırmak istiyorlar. Tıpkı bizim gibi...
Kahvaltı yapmamızın üzerinden daha bir saat geçmemişti ki tekrar acıkmaya başladık. Mangalı yakmamız zaman kaybettireceği düşüncesiyle hazırlıklara derhal başladık.

Uzun yıllardan beri; ufacık bir "KENE" yüzünden ölümlerin artması, korkuların çoğalması, çaresinin bulunmaması yüzünden; sayın sağlık bakanımızın tavsiyelerine uyarak Kırım-Kongo Ateşli Kanamalı Hastalığı'na karşı çoraplarımızı pantolonlarımızın dışına geçirerek pikniğin keyfini çıkartmaya çalıştık. (Ayrıca bu Sağlık Bakanlığı'nın rezaletini herkesin görmesi için resmettik)
Salatayı ben yaptım, malzemeleri ne kadar kalın doğradığımın farkındayım.
4 kişiye fazla gelecek diye düşündüğüm malzeme, hiç de fazla gelmedi. Belki de yıllardan beri bu kadar çok şey yedim.
Yemekten sonra, oturduğumuz yerin civarında bulduğumuz ağaç kütüğünü kaldırıp, ya bir yerlere taşımak istedim, ya da, arabanın bagajına atmayı düşündüm ama kütüğü yerden kaldırmam imkansızdı.
Sıklık Boğazı'nın bitki florası çok dikkatimi çekti.
O kadar çok bitki çeşidi vardı ki, hangisini resmedip yapıştıracağımı şaşırdım.
Şaşırdığım noktalardan bir tanesi de, etrafta hiç arı görmeyişimdi.
Bunca büyük bir Ülkede yaşadığımız halde, çiçeklerin üzerlerinde arı görmeyişim beni çok şaşırttı.
Etrafta bir tane arı olmaz mı? Olmadı işte, yoktu. Oysaki Boğazın hemen üzerinde Çomarbaşı Köyü bulunuyor. Bu köyde hiç arıyla uğraşan, kovan sahibi insan yok mu?
Hep; "Avrupa'da olsa, Avrupa'da olsa..." diye anlatmaya başlıyoruz ya, işte bu söz doğruymuş, sözün doğruluğa gene şahit oldum.

Böyle bir flora, böyle bir zengin bitki örtüsü Avrupa'da olsa, Avrupalılar böyle bir yeri arı kovansız bırakırlar mı?

İşte biz bırakıyoruz. Ne giden hükümetler, ne de gelen hükümet halkını arıcılığa teşvik ediyor. Milli servet dediğimiz şeyler, ormanlar, bitkiler, vs. heba olup gidiyor.
Bu günkü ziyaretimin en acıklı kısmı buydu, bir arı vızıltısı duyamamamdı.
Arıcılık sertifikasına sahip olan ben; yetkililere söyleyecek hiç bir laf bulamıyorum.



19 Haziran 2011 Pazar

Kore Gazisi'ni Kore'ye Yolcu Ettik... (Korean veteran has gone to Korea...)

Değerli babam, Kore Gazisi'ni 60 yıl sonra daha çocuk denilecek yaşta (18 yaşında) savaştığı topraklara yolladık.

Kore Devletince "BARIŞ BÜYÜK ELÇİSİ" unvanı verilenlerden olan Sami Komutanı bu gün, 19 Haziran 2011 günü saat: 09.30'da Türk Askerinin kanlarıyla sulanmış Kore topraklarına yolladık.
Çorum vilayetinde sayılan, sevilen, saygı duyulan insan, Sami Komutan, Kore Devleti'nin resmi davetlisi olarak Türkiye genelindeki 12 silah arkadaşıyla birlikte yarın Ankara'dan (20 Haziran) Kore'ye gidecekler.
Kore'de, Birleşmiş Milletlerin; özgür, demokratik Kore adına yapılan K.Çin ordularına (Komünist Çin) karşı savaşa katılan 17 ülkenin askerlerinden biri olan Türk Tugayı savaşa iştirak eden en savaşçı ve kahraman sınıf olma özelliğini gösterdi.
Kore Savaşı'na katılan 17 ülke devleti askerlerini Kore'ye davet eden Kore Devleti; 16 ülkeye 1,600 kontenjan tanırken, ülkemiz askerlerine 600 kontenjan tanımıştır.

Kore'de; en kanlı savaşları, en kritik savaşları Birleşmiş Milletler adına zafere çeviren, Birleşmiş Milletler Ordularının imha edilmesini engelleyen, şimdiki Özgür ve demokratik Kore'nin kurulmasına katkıda bulunan Kahraman "TÜRK TUGAY'ı" askerlerinden sağ olup da hayatta bulunan Gazilerimizden 12'si yarın Kore Devleti'nde, daha doğrusu kendi ülkelerinde olacaklar...
Güle güle git Sami Komutan, Allah yar ve yardımcın olsun...

15 Haziran 2011 Çarşamba

İskilip Metin Alkan Halk Eğitimi ve Akşam Sanat Okulu Sergisi

15 Haziran 2011 günü, 2010-2011 eğitim-öğretim yılı el sanatları sergisinin açılışı yapılacağı belirtilen saatinde İskilip ilçesi Eğitim Merkezinde hazır bulunduk.
Çorum il ve ilçelerinden gelen çeşitli davetlilere ilçe kaymakamı Sayın Mehmet YILMAZ tarafından bir konuşma yapıldı. Davetlilerin genelde iş dünyası insanlarından olması dikkatimizi çekti.
Eğitim Merkezi'nin tüm odaları büyük bir titizlikle el sanatlarının çeşitlerine göre dizayn edilmişti. O kadar çok ve çeşitte el sanatı ürünü sergilenmişti ki anlatmam imkansız. Büyük bir fuarı andıran ufak Eğitim Merkezinin tüm odaları bütün bir yılın emekleri ile dolmuş taşmıştı.
El emeği ve göz nuru isteyen, dünyanın en büyük ustalarıyla yarışacak zarafetteki yapımlar tek tek vitrinlere dizilmişti.
Sedef kakmalı kutular, sandıklar tüm yılın emeğini gözler önüne seriyordu.
El emeği çeşidi o kadar çoktu ki, tasnif edilmekte bile zorlanılmıştı. Yetersiz kalan sergi oda, salon ve mekân boşluğuna rağmen insanüstü bir gayretle alıcı ve beğenicilerin zevkine sunuldu.
Usta öğretici ve eğitimcilerin, talebelerine yansıttıkları ölümsüz becerilerinin profesyonellere taş çıkarttığı mutlaktı.
Ben, anlatmakta zorlanıyorum ama görenlerin gıpta ve ilgisini çeken binlerce el emeği, göz nuru panolardaki yerlerini almıştı.
Her türlü kitlenin beğenisi ve zevklerini çekecek yapımlar ayrı ayrı mekânlarda guruplandırılmıştı.
Değerli öğretici ve öğrencilerinden ne kadar özür dilesem nafile olacağını biliyorum. Hakkınızı yedim hepinizin, sizlerin el emeklerinizi tek tek fotoğraflayamadığım için ne kadar üzgün olduğumu bilirsiniz. Sizler her şeyin farkındasınız. Affedin beni...
Mobilya gurubu öğretici ve öğrencileri, sizlere söylenecek her söz kifayetsiz kalacaktır, söyleyecek söz, yazacak yazı bulamıyorum...
Yaptığınız işler yapacaklarınızın garantisidir. Ne mutlu ki sizler ödevinizi başarıyla tamamlamışsınız. Ne mutlu ki sizlere, usta öğreticilerinizi saymış sevmişsiniz...
Dünya piyasalarıyla yarışacak kalitede emek sarfeden öğrencilerin ellerinden çıkan göz nurları, el emekleri anında alıcı buldular.
Bilmem kaçıncı Lui'yi kıskandıran mobilya öğrencilerinin el yapımları, gönüllerden taştığı gibi atölyelerden de taştı...
Tasarım ve öğretim-öğrenim harikası mobilyalar davetlilerin olduğu kadar imalatçılarında dikkatini çekti.
O kadar ilgi, alaka ve beğeniyle gezmişiz ki sergiyi acıkmışız. İskilip'teki Şahin Usta'nın Lokantası'na gittik. Sağ olsun Şef Garson bizimle epeyce ilgilendi. Biz de kendisini zahmete koymadan tek mönü ile yetineceğimizi, tepsilerle gelmemesi sağlayarak; meşhur İskilip dolmasından söyledik.
İskilip Dolması denen yemeğin ilk defa tadına bakmış olduk. Yapılması gerçekten çok zahmetli olan yemeği bir çırpıda yedik.
Lokantanın duvarındaki yay ve oklar dikkatimi çekti. Yakından baktığımda bizim talebelerin işi olduğunu sanmıştım ama değilmiş. Gerçekten çok eski ve tarihi değeri olan yay ve oklarmış. Sadaktaki (Okların bulunduğu muhafaza) oklardan birini çıkarttığımda ucunun çelikle sivriltilmiş gerçek bir silah olduğunu gördüm.
İskilip'e gidipte GREYDER'e uğramamak olmazdı. Almam gereken ayakkabılar vardı.
GREYDER'in fabrika bayrağını görünce fotoğraflamadan edemedim. Ne yazık ki, 46 numara ayakkabı bulamadım. Bir tane 45 numara buldum o da ayağıma ısmarlama gibi uydu. Diğer 45 numaraları denediysem de olduramadım.
Neyse, bu sene köyde giyeceğim ayakkabımı almış oldum. Hem rahat, hem de bağcıksız. Pratik bir ayakkabı.