16 Ocak 2012 Pazartesi

Ve Kar Yağdı...

Ocak ayının 15'i olmasına rağmen öyle gözle görülür bir kar yağmamıştı daha. Etrafımızdaki yüksek dağlara yağmasına yağmıştı, köy yolları kapanmıştı ama şehre daha yağmamıştı...
En sonunda geçte olsa yağdı.

Sabah ezanının sesine uyandım, dışarı baktığımda lapa lapa kar yağıyordu. Hemen giyinip dışarıya çıktım. 
Hükümet Konağının yeni bahçe düzenlemesi. Bence eskisi daha güzeldi. Bu görüntüyü elde etmek için asırlık çam ağaçlarını kesti belediyemiz, ne akla hizmet ettiyse...
Yukardaki fotoğrafları flaşlı çekmiştim. Makineyi flaşsız çekime ayarladığım da görüntü daha güzelleşti. 
Gazi Caddesinden Bahabey Caddesine çıkan yolun görüntüsü...
Gazi caddesinin Samsun istikametine giden yönü...
Gazi Caddesinden Saat Kulesine gidiş...
Pir Baba Çamlığı...
Yolumun üzerindeki annemin evinin fotoğrafını da çekmeyi ihmal etmedim, anneciğim uyuyordun biliyorum, bir 'Merhaba, günaydın' diyemeden geçtim evinizin önünden. 
Beni bir müddet takip eden köpek, ne yaptığıma pek akıl erdiremedi, gün doğmadan yola çıkan bu adamı ıssız caddelerde biraz takip ettikten sonra özgürce dolaştığı caddelerinde, sokaklarında kıvrılarak uyumaya başladı...
Saat 06:00'ya geliyordu ki evimin kapısının zilini çaldım. Şerife'de beni bekliyormuş; elince kepçeyle sıcak bir şekilde karşıladı beni...

6 Ocak 2012 Cuma

Amazon Adası (SAMSUN)

Samsun'da bulunduğum zaman içerisinde gezdiğim yerlerden birisi de 'AMAZON ADASI' oldu. 

Amazon Adası denilen mevkiye Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından tarihte yaşadıkları önesürülen Amazonlar anısına bir köy inşa ediliyor. 

Köyün görünümü arkeolojik kazılardan elde edilen bilgiler ışığında yapılmaktaymış.  
Amazon Adası'na hemen girişte devasa bir Amazon savaşçısının heykeli dikilmiş. Sağına ve soluna gene devasa ölçülerde iki aslan heykeli yapılmakta.
Şrf ve Amazon heykeli...

Karadeniz kıyısına yakın bir yerde yaşayan ve müthiş savaşçı olan kadınlar. Aralarında hiç erkek bulunmayan bu kadınlar kendilerine ait bir devlet kurmuşlar. Thermodon (Terme Çayı) kıyısında Themikyra şehrinde yaşarlar, Savaş Tanrıçası Ares’e taparlarmış.

Tarihçi Herodot 'a göre Amazonlar Sarmatya'nın Scythia ile sınır bölgesinde yaşamışlardır. Amazonların öne çıkan kraliçeleri arasında Truva Savaşı’nda yer alan Penthesilea ve kardeşi Hippolyta sayılabilirmiş. 

Amazonların Pontus bölgesinde yaşadıkları söylenir, bölge günümüzde Türkiye sınırları içinde Karadeniz kıyısındadır. Burada kraliçeleri Hippolyta önderliğinde bağımsız bir krallık kurarlar. Amazonların birçok kenti kurdukları iddia edilir, bunlar arasında Ephesus, Sinope, Paphos ve Smyrna sayılabilir. Ünlü tarihçi Herodot Amazonları erkekleri öldürenler anlamına gelen androktones olarak tanımlamaktadır.

Amazonlar eski çağlarda Lycia'yı işgal etmişler ancak Bellerophon tarafından yenilmiştir. İlyada'da yazıldığına göre Amazon kraliçesi Penthesilea, Aşil tarafından öldürülür

Helene, Tityrus'un kızı. Aşil ile savaşmış ve ağır yaralanmış, daha sonra da ölmüştür.

Heykel kaidesinin dört bir tarafında Amazonlara ait figürler bulunmaktadır. 

Amazon savaşçılar genellikle Yunan savaşçılarla savaşırken resmedilmiştir. Helenistik ve Roma çağı tarihte Ön Asya'ya birçok Amazon saldırısından bahsedilir. Antik Çağda Amazonlar birçok tarihi kavimle ilişkilendirilmiştir. Günümüzde amazon ismi genel olarak kadın savaşçı ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.


Hşpokrat’a göre, Amazonları sağ göğüsleri olmayanlar olarak anlatır. Ona göre kız çocuklarına yapılan ve sıcak bronz bir metalle gerçekleştirilen operasyonla sağ göğüsün büyümesi engellenerek sağ omuz ve kolun gelişmesi sağlanırdı.

Hititler. Hititler o dönemde dünyanın en büyük uygarlıkları arasındaydı. Hititlerin yükselişi MÖ 1300 ’lerde başladı; Mısırlıları yendikleri MÖ 1296 ’da doruğa ulaştı. Ne var ki bir süre sonra batıdan gelen deniz halklarının baskısına dayanamayan Hitit devleti çöktü, MÖ 1200 ’lerde başkentleri Hattuşaş yakıldı. Amazonların yok oluşu gibi Hitit imparatorluğu da hızlı bir biçimde tarih sahnesinden çekildi.

M.Ö. 12. yüzyılda bir grup Amazon'un Anadolu'da yaşadığını ve başkentlerinin Terme olduğunu söylüyorlar. Modern tarihçilere göre, aslında Amazonlar diye özel bir topluluk yoktu. Yunanlılar Anadolu'ya gelmeden önce, burada yaşayan halklar, anaerkil bir aile düzeni içinde varlıklarını sürdürüyorlardı. O yüzden, bu topluluklardaki kadınlara, kadının egemenliği nedeniyle "savaşçı kadın" Amazon adı verildi. Bu halka ilişkin günümüzde çok az şey biliniyor. Onlardan kalma bir mezara henüz rastlanmadı. Son yıllarda, Simerit Gölü'nün derin sularında ortaya çıkarılan antik kentin Amazonlar'a ait olduğu iddia ediliyor.Simerit Gölü Samsun ilinin Terme ilçesi sınırlarındadır. 

Amazonların gerçekten yaşayıp yaşamadıklarına dair belirsizliğin bir dayanak noktası vardır. O da Amazonların ataları olan Sarmatyalılardaki kadın savaşçıların gerçekten var olduğudur. Bir efsane bile olsa Amazonların dayandığı temel gerçeklik burasıdır. Bu gerçeklik arkeolojik kazılardan da anlaşılmaktadır. Özellikle Sarmatya kadın mezarlarında yüzde yirmibeş oranında silahlar çıkmaktadır. Bu durum Sarmatyalılardan sonra İskitler’de de görülmüştür.

Arkeolojik kazılardan elde edilen figürler yay şeklinde yapılan duvarlara resmedilmiş. 
Amazon kültüründen görüntüler.
Kazılarda çıkartılan ve Amazonların döneminde yapıldığı belirlenen heykel...
Adanın, heykelin hemen arkasından Karadeniz'in görüntüsü.  
Amazon Adası'na girişte inşa edilmiş köprüden aslan heykelinin görüntüsü. 
Bir tanesi kısmen tamamlanmış olan aslan heykelini yanındaki arabalarla kıyaslarsak ne kadar heybetli durduğunu görürüz. 
Tamamlanmakta olan ikinci aslan heykeli.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Bandırma Gemi, Müze ve Milli Mücadele Açık Hava Müzesi (SAMSUN)

Samsun'da hastaneye gittiğim zaman şehri gezmeye bol bol zamanım vardı. Samsun'a gelip de 19 Mayıs 1919'da Ulu Önder ATATÜRK'ü Samsun'a çıkartan, bir ulusun kaderinin değişmesinde büyük rol oynayan BANDIRMA VAPURU'nu gezmemek olmazdı. 

Samsun valiliği ve belediyesinin işbirliği ile hazırlanan 'Bandırma Gemi, Müze ve Milli Mücadele Açık Hava Müzesi' ATATÜRK'ün Samsun'a ayak bastığı yere demirlemişti.    
Bandırma Vapuru'nun uzaktan görünümü. 
Vapurun hemen girişindeki tabelada Türkçe ve İngilizce olarak vapurun tarihçesi yazılıdır. 
Vapurun girişinde ikinci katın ilk odasında ki kamara içerisinde Mustafa Keman Paşa ve dört silah arkadaşının balmumu heykelleri bulunmaktaydı. 1878'li yıllarda imal edilmiş duvar saati, telefon, harita ölçüm malzemeleri, , yangın tüpü, masa ve sandalyeler kamarada sergilenen diğer eserlerdir. Heykeltıraş Adil ÇELİK tarafından yapılan balmumu heykeller her türlü hava şartlarına dayanabilme özelliğine sahipmiş.  
Geminin Kaptan Köşkü. ATATÜRK'ü Samsun'a çıkartan Bandırma Vapuru'nun kaptanı İsmail DURUSU imiş. 
Bandırma Vapuru, 'Torocaderto' adıyla 1878 yılında İskoçya'da yolcu ve yük gemisi olarak inşa edilmiş ve 5 yıl bir şirket tarafından çalıştırılmış. 
1883-1910 yılları arasında, Yunan bir armatörce, Osmanlı Deniz Yolları İşletmesi'nde (İdare-i Mahsusa) kayıtlı olarak 'Panderma' adı verilerek kuru yük gemisi olarak kullanılmış. 
Buradaki yatak odası, Savarona gemisinden örnek alınarak dizayn edilmiş olup, fotoğraftaki radyo Atamızın kullandığı orijinal radyosu imiş. 
Burada görülen merdivenlerden aşağıya, alt kattaki büyük salona iniliyor.  
Daha önce ambar olarak kullanılan, şimdi sergi salonu olan yere girmeden önceki odada dört adet tablo bulunmaktadır.  
Atamıza ait resimlerin bulunduğu tablolar. 
Sergi Salonu olarak kullanılan yerde 60 adet Atatürk resimleri tabloları, çeşitli evrak ve belgeler, Atamıza ait elbiseler sergilenmektedir.  
Atamızın beylik silahının bulunduğu cam fanus. 
Atamızın Dolmabahçe Sarayı'nda giymiş olduğu elbiseler. 
Bu fanustaki belgede ise Atamızın görev emrinin Osmanlıca orijinalıyla Türkçe çevirisi bulunmaktadır. 
Bandırma Vapuru, 16 Mayıs 1919 günü 9. Ordu Müfettişi (Mirliva) Mustafa Kemal ATATÜRK ve 18 arkadaşını İstanbul'dan alarak, 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a ulaştırdıktan sonra posta gemisi olarak hizmetine devam etmiştir.  
Vapur, 1924 yılında 'Türkiye Seyrüsefain İdaresi' tarafından hizmet dışı bırakılmıştır.

Bandırma adını aldıktan sonra gemi bir kaç kez kaza geçirmiş. Yük taşımacılığı yaptığı tarihlerde İngiliz yapımı
E11 Denizaltısı'na çarptığı, bu denizaltının attığı torpido sonucu makina dairesinden yara aldığı
ve ciddi bir batma tehlikesi geçirdiği yazmaktadır.

1925 yılında İlhami SÖKE'ye satılan gemi aynı şahıs tarafından dört ay içerisinde Haliç Limanında sökülmüş
.  
Vapurun gerçek Bandırma Vapuru olmadığını anlayınca şoke oldum. Vapurun gerçek ölçüleri (47.70 m.X
6.83 m. X 4.27 m.) imiş. Birebir örneği Samsun valiliği ve Büyükşehir Belediyesi tarafından Doğu Park
sahili ve alanı içinde müze gemi olarak 2003 yılında ziyarete açılmış
.

Bandırma Gemi, Müze ve Milli Mücadele Açık Hava Müzesi parkının orta kısmında yer alan bu heykelde; verilen büyük kurtuluş mücadelesinde Atamızın, askeri, efesi, Karadenizlisi, Erzurumlusu, Kara Fatma'sı ile ulusun birliği ve beraberliğini anlatan 'Yedi Figürlü Anıt' bulunmaktadır. 
Burada ise zamanın torpidoları görülmektedir. Aşağıdaki fotoğrafta torpidonun özellikleri yazmaktadır. 
Demirli Deniz Mayını...
Ordumuzun o zamanlar kullandığı toplar görülmektedir...
Türk Hava Kuvvetleri Türk Yıldızları'na ait bir uçakta parkta sergilenmektedir.

Böylesine anlamlı, böylesine güzel bir müzeyi Türk halkının ziyaretine sunduğu için Samsun Valiliğiyle Samsun Büyükşehir Belediyesini saygıyla kutlarım.

3 Ocak 2012 Salı

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hastanesi

30 Aralık günü gittiğim Çorum Elitpak Hastanesi doktoru beni bir üniversite hastanesine sevk edeceğini ama 'Ankara mı, Samsun mu?' demesi üzerine. 'Samsun' dedim. 

'Ankara' desem hem bana uzak olacak hem de kalabalık olacağını tahmin ettiğimden dolayı Samsun'a sevkimi istedim. 

1 Ocak sabahı saat 04:00'de refakatçim Şrf ile yola çıktım. Merzifon ilçesini geçtikten sonra bir kar yağmaya başladı ki anlatamam. Silecekler bile yağan karı silmeye yetişemiyordu. Belli ki bu yağışta kimseler yola çıkmayı göze alamamıştı, yollar bomboştu. Kamyoncular bile yollara çıkmayıp kamyonlarını müsait bir yerlere veya dağ lokantalarına çekmiş kaloriferlerini yakıp kamyonlarında uyuyorlardı.

Kar yağışı Çakallı Geçidini geçip Samsun'a 30-40 kilometre kalıncaya ve sabahın ilk ışıklarına doğru kesildi. 70 kilometre boyunca önümü görmekte zorlandığım yol en nihayet bitmiş, Sabahın sisli ışıklarında Samsun görünmüştü...     
Çok sevdiğim bu şehirde biraz dolandıktan sonra Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hastanesine geldim.  
Kaydımı falan yaptırdıktan sonra beklemeye başladım. 
Sevk edildiğim Dermatoloji Anabilim Dalının girişi. Bu bölümün ilk hastası bendim. Benden erken gelen olmamıştı daha. 

Bu kadar büyük bir hastane görmemiştim. İçerisinde hangi bölümler yok ki? Adını, sanını ilk defa duyduğum bölümler vardı. Hatta 'Tüp Bebek Bölümü' yazısını okuyunca bir gülme tuttu beni. Daha önceleri İstanbul'un büyük hastanelerinden Çapa, Cerrahpaşa, Haydarpaşa Numune Hastaneleri gibi hastanelerle kıyaslayacak olursam oralar bu hastanenin yanında çok ufak kalıyorlar. Yüzlerce metre uzunluğundaki koridorlarda ki o insan kalabalığı, sedyede, tekerlekli sandalyelerde ki hastalar. Diğer büyük bir binada Çocuk Hastanesinin bulunması, diğer bir binada Diş Hastanesi, velhasıl kafam karma karışık oldu.   

Hastanenin kendisi ve yerleşkeleri sanki ufak bir kasaba büyüklüğünde. Mesainin başlamasına az bir zaman kala bir araç trafiği yaşandı ki hayretler içerisinde kaldım. Koskocaman körüklü otobüslerin biri geliyor biri gidiyor, dolmuşlar, minibüsler, ticari araçlar, taksiler, en çok da acayibime giden yolcu otobüslerinin de hastane önüne gelip, Erzincan, Tokat, Ordu, Giresun, Çorum, Sinop gibi illerden gelen hastaları Üniversite hastanesinin giriş kapısına kadar bırakmaları oldu. 
Bu kadar hasta kalabalığını görünce sağlığın ne kadar önemli olduğunu anladım. Doktorlar, hemşireler, hasta bakıcılar gerçekten de hastalarla yakından ilgileniyorlar. Hatta benim doktorum muayenesini bitirip, tahlillerimi aldıktan sonra hemen reçetesini yazmadı. 'Konuyu Hocamla görüştüm bir de kendisi gelip bakacak.' dedi. 

Sağ olsun doktorlarımız, Ulu Önder ATATÜRK boşuna dememiş, 'Beni Türk Hekimlerine Emanet Ediniz' diye...