19 Nisan 2011 Salı

Arif Amcamdan "1 Nisan Şakası"

Eyyy koca Arif! Oldu mu şimdi bu? Hani seninle yapacak daha çok işimiz vardı, hani her şey olur giderdi? Olmuyor işte Arif amca olmuyor...

1 Nisan günü sabaha karşı sessiz sedasız gittin Arif amca...

Hiç demedin yani, Gökhan tek başına ne yapacak buralarda? Akşamları arkadaşları gittiğinde yalnız kalsın mı dedin yoksa Arif amca? Ne güzel millet gittikten sonra sabahlara kadar otururduk ikimiz. Anlattıklarını saatlerce dinlerdim, hiç boş konuşmazdın. Her cümlende, her sözünde ibret alınacak, ders alınacak, bilgi alınacak mevzular vardı. Sen gittin ya Arif amca, inan kanadım kolun kırıldı. Ben nasıl döndüreceğim bu bahçeyi, nasıl bakacağım bu ağaçlara, sen olmazsan kurur bunlar Arif amca.

En son diktiğin badem fidelerine gözüm gibi bakıyorum şimdi. Canım sıkıldığında, her aklıma geldiğinde onlarla konuşuyorum. Yalnız kaldığımda alıyorum rakımı elime, fidelerin dibine çöküyorum onlarla konuşuyorum Arif amca...

Arif amcamın 68 yıldır bulunduğu, doğup büyüdüğü köyünün sokaklarındaki son yolculuğu.

Arif amcamı Datça Yarımadası'nda sevmeyen saymayan yoktu. Cenaze namazı kılındıktan sonra köy mezarlığına gideceği sırada cenaze epeyce kalabalıklaştı. Duyan duymayan, tanıyan tanımayan tüm Yarımadalılar oradaydı.

Ekim ayında; 5 ay evvel; "Kendine iyi bak Arif amca, Mart 5'de yanındayım." demiştim. Ekim ayından sonra olanlar olmuş. Akciğerinde bulunan kist midir, tümör müdür nedir o büyümeye başlayınca İzmir'e götürmüşler. Doktorlar ilerlemiş bir kanser türüyle karşılaşınca müdahale etmeyip köyüne yollamışlar.

Damadı ve oğlu Yıldıray; ara sıra hastahaneye götürdülerse de bir sonuç alınamayacağından psikolojik olarak rahatlamış bir vaziyette evine getirmişler Arif amcamı.

En son gördüğümde tekerlekli sandalyede bahçesinde, çeşit çeşit çiçeklerinin arasında Mart güneşine çıkartmıştı oğlu Yıldıray, Arif amcamı. Yanına gittim ellerinden öptüm, sarıldım, kokladım. Knidos mavisi gözleri çukurlarına girmiş rengi bembeyaz olmuştu. Devamlı bir şeyler anlatıyordu, yüzünde o kadar güzel bir tebessüm vardı ki, anlatamam. Lakin konuştuklarından tek bir kelime bile anlaşılmıyordu. Belli ki acısı, ağrısı yoktu. Beni tanımıyordu artık, hafızası da gitmişti. Çelimsiz kara bir kedi yavrusu kucağına çıkıyor, hoplayıp duruyordu yanında. Köpeği ayaklarının dibinde yatıyordu.

Sonra bir lafı aklıma geldi. Kucağındaki kedi için söylemişti geçen sene: "Ben bu kedilere taş ata ata kolumu ağrıttım, bunlar taş yemekten usanmadılar..."

Artık gömdük Koca Arif'i, bir daha çıkmamak üzere çok sevdiği topraklara gömdük. Ve terk ettik.

Arif Amcamın bahçeme diktiği son iki badem fidanı.

Son istirahatgahı Arif amcamın... Köyümüzün Knidos yolu üzerindeki mezarlığında yatıyor şimdi Arif CENNET...

Mekanın cennet olsun Arif CENNET!


"...Güneşin ufka değdiği yer,
Oraya git ama yine gel
Böylesi hepsinden güzel
Git özlet kendini yine gel
Döneceksin diye söz ver..."

1 yorum:

Sadece C. dedi ki...

Allah rahmet eylesin, dilinize sağlık, güzel bir yazı olmuş..
Bence şanslı insanmış Arif Amca, şehrin beton yığınları arasında ölmemiş, en sevdiği köyde, huzur içinde doğanın kucağında ölmüş.. Üstelik diktiği badem ağaçları da yaşamaya devam ederken.