13 Aralık 2012 Perşembe

Canım Halam...

Ankara'da bulunduğumuz zaman içerisinde halama da uğradım. Nurşen BOZKURT halama. Akrabalarım içinde dünyalar kadar çok sevdiğim halama. 
Kayın biraderim Ahmet kadar yakın olabilsem halama, Ankara'da olsan, hiç yanından ayrılmazdım canım halamın. 
Halam ve çok sevdiğim Osmanım...
Osman seni ne kadar çok sevdiğimi bilemezsin, Babam beni Ankara'ya canım halamın yanına yolladığında sen o zamanlar ufacık bir çocuktun, seninle oynardım ben... 
Halam çiçekleri çok sever, evindeki ağaç kadar büyümüş difenbahyanın yanındaki koltukta oturdum halama gittiğimde.  
Bu da difenbahyanın karşısındaki ağacı, Hala; nasıl baktın bu ağaçlara? Bu mevsimde bile yaprakları pırıl pırıl ve yemyeşil. 
Halamın evinden bazı görüntüler aldım, bu köşe çok hoşuma gitti. Halam gezmeyi çok sever, bir gurubu var onlarla devamlı ülkemizin tarihi ve turistik yerlerini gezerler.  
Bu fotoğraftaki halamı, evlenmeden önceki halini çok iyi hatırlıyorum. Dünyanın en güzel insanıydı...

Benim gözümde bu dünyaya ait olmayan, çok çok uzak gezegenlerden, yıldızlardan gelmiş bir melekti Halam...

Babam beni Merzifon'a götürmüştü Sapanca'dan halamın düğünü için, o zamanlar 6-7 yaşlarındaydım galiba. Halam da Merzifon'a yakın bir köyde, yanılmıyorsam Sarı Köy'de ilkokul öğretmenliği yapıyordu. Köy okulu Merzifon'a 10 kilometre uzaklıktaydı, canım halam her gün o karlı çamurlu yolları yürüyerek gider gelirdi okuluna; modern Türkiye'nin başlangıcıydı halamın o yolları yürüyerek gidip gelmesi. Nerede o zamanlar 1958-59 yıllarında servisler? 
12 Mayıs 2011 günü Samsun Atatürk heykeli önünde, 1957 Erzurum Nene Hatun Öğretmen Okulu mezunlarının buluşmasının fotoğrafı. 

Halam, oturanlardan beyaz elbiseli siyah kaşkollu olanı.   
                                                Halamın torunları, Müjde kardeşimin ikizleri...

Hala sizi çok seviyoruz, Gkhn, Şrf, MHRMH, DLR...

11 Aralık 2012 Salı

ANITKABİR

Ankara'da bulunduğumuz zaman içerisinde Anıtkabir'e gitmemek olmazdı. 

Beni ilk defa 10-11 yaşlarındayken canım Nurşen halam götürmüştü Anıtkabir'e, kendileri o zamanlar Gülveren İlkokulunda öğretmendi. 

40 yıl sonra gene aynı yerdeydim, bu sefer yanımda Şrf'de vardı. Tabanca, çekiç ve çiviyi askerlere emanet ederek Dumlupınar Yolu'ndan ziyaretimize başladık.  
Ne kadar heybetli duruyordu binalar ve bayrağımız...
Hele bu bina, gördüğüm en heybetli binaydı. Ulu Başbuğ ATATÜRK'ün mozolesinin bulunduğu bina. 
İçeri girişte hayretlere düştüm, dışarının yağmurlu olmasından dolayı içeride kimseleri göremeyeceğiz sandığımda yanılmışım. Binlerce kişi vardı içeride. En çok dikkatimi çeken de Yurdumuzun dört bir köşesinden gelmiş, gelecek nesillerimizi yetiştiren pırlanta gibi öğretmenlerimiz eşliğinde ki ufacık öğrenciler oldu. 

Fotoğraf çekmenin yasak olduğu içeride, o küçücük öğrencilerin Kurtuluş Savaş sahnelerine, Atamızın özel eşyalarına, Gelişen Türkiye'nin nereden nereye geldiğini gösteren fotoğraf, yazı ve makinelere öğretmenlerinin anlattıkları açıklayıcı bilgileri can kulağıyla dinlemelerine şahit oldum.    
Hat-ı zatında fotoğraf çekmenin yasak olmaması gerekirdi. O küçücük, o yaşlı bastonla gelen ziyaretcilerin duvarlarını, bilgisayarlarını süslemesi lazımdı çekilecek fotoğrafların. 

Ben yasağı delerek bir kaç kare alabildim içeriden.  
Ziyaretimiz esnasında yabancı bir grupta gelmişti, o yağan yağmura inat. Islanarakta olsa Atamıza saygılarını gösterdi kalabalık grup, içimizdeki vatan hainlerine inat. 
Bir çok fotoğraf çektim Anıtkabir'de. 
Mozolenin önünde Şrf.
Kendi makinemle hayatım buyunca devamlı bakacağım o kutsal mezarı da görüntüledim. 
Daha sonra Aslanlı Yol'a geldik. 
                         Türk'ün en mahrem ve kutsal yerini gezmekle büyük mutluluk ve hüzün duydum...

9 Aralık 2012 Pazar

MKE

Perşembe günü MKE'ye geldik. 
Kayın biraderim (Öz. Hrk. Baş.Kom.) Ahmet tabanca alım işleriyle uğraşırken Şrf'yle ben reyonları gezdik. 
Yerli ve yabancı bir çok silah vardı. 
MKE'nin Kırıkkale'deki fişek fabrikaları 4 sene önce patlamalarla yanmış, savunma sanayimize büyük bir darbe vurmuştu. Ulu Önderimiz ATATÜRK'ün yıllarca önce düşünerek inşa ettirdiği fişek ve silah fabrikalarımız yangından bu yana tekrar faaliyete geçirilmediğini yabancı fişek satışlarından anladım. 
Fotoğrafta görülen fişekler dolar karşılığında ülkemize getirilen fişekler. 
MKE'de işimiz bittikten sonra Ahmet'in Etlik taraflarındaki evine geldik. 
İşte kayın biraderim, Türkiye Tabanca atış Şampiyonu Ahmet...
Ahmet'in evindeki Teşkilat tarafından verilen şiltleri. 
Fotoğrafı bilerek bulanık çıkarttım ki ufak yazı okunup deşifre olmasın diye. 
Bu da J. Kardeşime Nevşehir'den getirttiğim sarı boncuklu nazar boncuğu. 

J. Kardeşim, şayet MKE önündeki buluşmaya gelememiş olsaydı bu boncuğu MKE civarlarındaki bir ağaca çakıp J. Kardeşime ileride bulabilmesi için koordinat dahi verecektim. Bu yüzden buluşma yerine gelirken Şrf'nin çantasında çekiç ve çivi bile getirmiştim. 

Boncuğu ağaca çivilemeye gerek kalmadan J. sözünde durarak dakika bile aksatmaksızın MKE önüne geldiler anneleri Hanımefendiyle birlikte. Bu sırada değerli Arkeoloğumuz f.d. Hanım'a da ne kadar teşekkür etsem azdır. İşlerini güçlerini bırakarak bizleri MKE önünde yalnız bırakmayarak gerçek dost olduklarını göstermiş oldular.   
J. Kardeşim gelirken benim rüyalarımı süsleyen bir kitabı da getirmiş yanında. Tüm sayfaları görsel-yazınsal belgelerle dolu Steve WATKINS ve Clare JONES'in kaleme aldığı "Gezginler İçin Unutulmaz Yürüyüşler" isimli kitap senelerce başucumda duracak. 
f.d. Hanım, Urla'da elleriyle hazırlamış olduğu Ege'mizin zeytinlerinden güzel bir kovanozda mis gibi zeytinler getirmiş. Oracıkta kavanozu açarak zeytinlerin tadına baktık. Cebimde çeyrek ekmek olsaydı utanmadan içine zeytinleri dizer afiyetle yerdim ki cebimde ekmek yoktu:(

Değerli dostlar, iyi ki varsınız...
Mustafa, Ahmet'in oğlu; en sevdiğim yeğenlerimden. Ama yüzünü fazla göremedim, hocasıyla atıştığı için gece nöbetine yazmış kendisini. 

İbni Sina'da intörn yapan Mustafa evine geldiğinde de derslerine çalışmakta. 
İşte benim Aslan yeğenim AYŞE, Ayşe'den bloğumda bahsetmiştim. İmtihanlara girişinden falan. Onu da aldık eve geldik MKE dönüşünde. Ank.Ünv.Biyol. ikinci ayını doldurdu beni en çok seven yeğenim.

Anıtkabir gezimi daha sonra yazacağım.

Değerli DOSTLARIM iyi ki varsınız...

8 Aralık 2012 Cumartesi

Tabancalarım

Üç tabancam vardı dördüncüsü için 1 aydır uğraşıyordum ki dördüncü tabancamı da aldım. Ama dördüncü tabancamı isteyerek ve severek aldım. 

Sırasıyla tabancalarım ve özgeçmişleri;

Bu birinci tabancam Kırıkkale marka olup 7.65 mm. çapında, 7 mermi kapasitelidir. İstanbul'da iken satmışlardı bu tabancayı bana, standart dışı silahlar olarak. Em.Gn.Md'lüğü standart dışına çıkan silahları sicil numarasına göre personele satmıştı o sırada, 1989 yılında almıştım. 
İkinci tabancam, İspanyol malı olup Star marka,  7.65 mm. çapında 9 mermi kapasitelidir. Bu silah emekli personele satılan silahlardandır. Emekli olduğum gün Ankara MKE Silah Satış'tan almıştım. 2002 yılında. 

Zoralım silahlar sınıfındadır. Şöyle ki; ülke genelinde ruhsatsız ve suçta kullanılan silahın adli makamlarca el konulduktan sonra mahkeme sonunda temize çıkartılıp ruhsata bağlanıp MKE fabrikalarına teslim edilip daha sonra silah taşımayı hak edenlere satılan silahlardandır. Bu silahımın kabzesini söktüğümde Ankara'da bir olayda kullanılıp ağır ceza mahkemesi tarafından el konulduğuna dair dosya numarası mevcuttu.   
Üçüncü silahım, Belçika yapımı Browning marka 14'lü tabir edilen, 14 mermi kapasiteli 9 mm. çapında, devlet tarafından Em. teşkilatına alınan, personele görevi esnasında taşıması için verilen Beylik silahımdır. 1984 yılından beri taşımakta olduğum silahımdır. 

Silahın asıl rengi mat siyah olup, 1990 yılında Düzce'de işleme krom yaptırdım, silahın orijinalliğini bozdurduğuma halen de pişmanım. 

   Silah 1972 Belçika yapımı olup 40 yıldır hiç bir aksama meydana getirmeden çalışmış olmasına rağmen boş kovanı çıkartırken bazı sorunlar yaşamasından dolayı MKE Bakım Onarım Şubesi'ne bıraktım. Silah tamir edildikten sonra adresime özel bir kuryeyle gönderilecek.  
Bu da dördüncü ve  Perşembe günü severek aldığım silahım. Samsun Yurt Savunma Sanayi Fabrikası'nda üretilen Shark FC tipi (Köpek balığı demekmiş) 15 +1 mermi kapasiteli 9 mm. çapınca dünyaca ünlü markalar arasına giren silahım.   
Yeni silahımın markasının yakın görüntüsü.

Ankara'ya silah almaya gelişimde bana çok yardımları dokunan, beni AŞTİ'den alıp MKE Silah satışa götüren, evinde misafir eden, 2 gün boyunca kahrımı çeken, daha sonra gene beni AŞTİ'den 19'a postalayan kayın biraderim Ahmet'e, Çok çok çok değerli Kardeşim J. ve değerli hanımefendi anneleri ile birlikte işlerini güçlerini bırakarak gelen f.d. Hanım'a bana ayırdıkları zaman için edecek teşekkürleri kelimelere yansıtamadığım için bağışlanmamı diliyorum.

Değerli Kardeşim J., Hanımefendi anneleri ve f.d. Hanım'dan ayrıldıktan sonra Marabam Şrf'yle Anıtkabir gezimiz, J. Kardeşim ve f.d. Hanım'ın hediye görüntülerini biraz sonra açacağım konuda yazacağım. Ahmedim senide, halamı da yazacağım.

Çok yordun beni Ankara.... Evimdeyim elimde çok sevdiğim Köpek balığımla...

3 Aralık 2012 Pazartesi

Bekle Beni Ankara...

Bir aya yakındır uğraştığım SİLAH SATIN ALMA BELGESİ'ni en sonunda çıkarttım. 
Ne evraklar istediler ne, bir bilseniz. Üniversite hastanelerinden tam teşekküllü raporumu bile aldım. 
Samsun Yurt Savunma Sanayi Silah Fabrikasının dünya standartlarında, hatta daha da üzerinde ürettiği "shark Fc" tipi tabancaya hayran kaldım. Bu tabancayı mutlaka almam lazımdı ve alacağım.

Bir de kampanya varmış. Allah razı olsun fabrika yetkilerinden.

Alacağım tabancanın görüntü ve özellikleri fotoğrafta yazılı.

Gerçek satış fiyatı 2.350 liradan başlasa da kampanya fiyatları 1.050 liradan başlıyor.

Adıma kayıtlı 3 tabanca, 1 tüfeğim olmasına karşılık bu silahı mutlaka almam lazımdı, rüyalarıma giren tabanca.

Diğer tabanca ve tüfeğimin fotoları Ankara dönüşünde.

Bekle beni Ankara...

Terzi Elvan'ın Yeni Parseli...

Dün Aşıcılık Kursunu Çorum İl Tarım Müdürlüğünün bahçesinde açık havada yaptıktan sonra Elvan abiyle hobi bahçesine gittik. 
Elvan abi, altındaki parseli de aldı. Daha doğrusu çok sevdiği bir arkadaşına aldı.  
Kurs çıkışı bahçeye geldik, yeni parseli sürdürmek isteyen Elvan abi telefonla bir traktörcü çağırdı. 
Traktörcü yeni parseli güzel bir şekilde sürdü.  
Elvan abi dinleniyordu ama aklından da bir şeyler geçiriyordu. Bu sırada 4'er tane teneke bira aldık.
Elvan abinin düşüncesi gene parseleymiş. Sürülen yer içine sinmedi bir telefon daha ederek traktörünün arkasında Kazayağı takılı olan bir traktörcü daha çağırdı. 
Bu sefer genel traktörün rengi kırmızıydı. Sürülen tarlayı bir güzelde kazayağıyla sürdürdü. 
Traktörlerin bu sıra işleri çok olduğundan kırmzı traktör karanlıkta çalışmak zorunda kaldı. 
Gerçi karanlık sorun değildi. Traktörün 4 önünde 2 de arkasında farları vardı. 
Elvan abinin nezaretinde tarla güzel bir şekilde sürülerek kazayağı yapıldı. 
Traktörcülere emekleri verildikten sonra helallik alındı. 
Bu sırada Elvan abi gene rahat değildi, huzursuz bir şekilde otururken bir yeri daha aradı telefonla.
10 dakika sonra bir kepçe geldi. Biraz meyilli olan parselin meyillerini düzeltmeye başladı. 
Tesviye edilme işlemi sırasınca Elvan abi devamlı kepçeninin yanında, kepçenin içinde bulundu. 
Ara sıra benden sigara isteyerek, daha doğrusu masanın üzerindeki sigarasından yakarak tesviye işlemine o soğukta nezaret etti.  
Tesviye işlemi bittikten sonra bir de tarlanın sol tarafını çakıl taşları getirterek ileride araba koyarken çamur olmaması için çakıl yol yaptırdı.  
Sağ olsun kepçeci Elvan abinin sözünden dışarı çıkmadı, yapılacak olan işin en güzelini yaptı. 
Saat gündüz 15.00'den akşam 20.00'ye kadar 5 saat traktörcülerin, kepçecinin başında bekleyen Elvan abi epey yorulmuştu ama yorgunluğunu belli etmiyordu. Yapılan iş içine sinmişti Terzi Elvan'ın.

Hayırlı olsun Elvan abi...